Anasayfa / AiLE HAYATI iLİŞKİLER / Ruhsal Körlük ve Duygusal İzolasyon

Ruhsal Körlük ve Duygusal İzolasyon

Ruhsal Körlük

Biz insanlar kimi zaman sorunlarımızın üstesinden gelemeyiz. Ruhsal dünyamızda bazı durumlar bizi zorlar. Yaşananların acısını hazmetmek, sindirmek bazen zayıf olmayı beraberinde getirir. Yaşamı kontrol etmemiz gerekirken yaşam şartları bizi kontrol etmeye başlar. Bu durumda kendimize yabancılaşırız. Özüne ihanet eden içindeki duygularını öteleyen görmezden gelmek isteyen insanlar oluveririz. Yaşanan durumların üzerimizde yarattığı baskıyı yok sayarız. Adeta ruhumuzu köreltir, ‘’ ruhsal körlük ’’ yaşarız.
Ruhsal körlük, kişinin kendini inkarıdır. Kendi özünün inkarıdır. Kişinin kendi ruhsal intiharı, kendine yabancılaşmasıdır. Kendine yabancılaşan insanın ruhsal problemleri çoğu kere fiziksel gibi görünen rahatsızlıklarla ortaya çıkar. Mide ülserinden sırt ve bel ağrılarına, migrenden şişkinlik ve hazımsızlık sorununa kadar birçok fiziksel sorun halinde ortaya çıkar. Bu durum ruhsal dünyanın bir tür sinyalizasyon sistemi gibidir. Ruhsal dünya üstesinden gelemeyeceği ağırlıktaki sıkıntılarını bedensel olarak ifade eder. Bir tür imdat zilidir.

Bedensel olarak deşarj yolu bulan ruhsal sorunlar kalıcı kronik sorunlara kadar uzanan bir yığın rahatsızlığa neden olur. Ancak sorunlar ortadan kalkmaz. Bu fiziksel gibi görünen sorunlar için kullanılan ilaçlar kısmi fayda sağlarlarken asıl neden psikolojik olduğundan ve çoğu kere bu gerçek neden görmezden gelindiğinden sorun kalıcı olarak iyileşmez.
Kendine ve duygusal dünyasına yabancılaşan insanın yaşamı ve sorunları algılayışı çözmekten yana değil de hep sorunları ötelemekten yana olduğu için sorunlar aylarca, yıllarca büyümeye çoğalmaya devam eder.

Kendini inkar eden insan sorunlarıyla yüzleşme gücünü kendinde bulamadığından hep kaçar. Kaçtıkça sorunlar artar. Kaçtıkça sorunlar bir dağ gibi büyür artık zamanla altında ezilmeye kadar varır. Artık kalp çarpıntıları artar, yaşamdan zevk almamaya başlar.
Ruhsal körlük yaşayan birey, sorunlarını reddeder. Duygu yönüyle kapalı bir kutu gibi yaşamayı seçer. Onun için duygularını açıklamak anlatmak küçüklük ve zayıflık ifadesidir. Üzgünlüklerini anlatmak, acılarını anlatmak, dertlerini dillendirmek zayıflık ve yetersizliktir. Zayıf ve yetersiz gibi algılanmaktan öyle çok korkarlar ki bu onların bittiği an’dır. Kendini ve duygularını öteleyen insan kırılgan, alıngan ve aslında gerçekten zayıftır, güçsüzdür. Bu zayıflıklarını görmek onlarla karşılaşmaktan onlarla mücadele etmekten korkarlar.
Hayat her zaman ve her haliyle her şekilde yaşanmaya değer olduğunu unutmadan kendimizle yüzleşebilmeliyiz. Yaşam, sağlık, refah yahut ölüm, hastalık, acı ve yoksulluk, mevlana’ nın dediği gibi insanı ‘’ ehl-i kabil ‘’ mertebesine eriştirmelidir. Acının da anlamını bulabilmeliyiz.

Duygusal Yalıtma

İnsan düşünen ve hisseden bir varlıktır. ’’ Düşünüyorsam varım’’ diyen Descartes düşünen insanın var olduğunu vurgular. Düşünen insanın var olduğunu vurgularken Düşünen insanın duyguları olduğunu da yadsımadığını düşünüyorum.

İnsan hem düşünür hem duygulanır. Bu, insanın diğer canlılardan önemli bir farkıdır. Günlük yaşamımızda her an her konu ve durumda duygulandığımızı hissedebiliriz. Bir arkadaşımızdan gelen telefonla mutlu oluruz. Diğerinin adını bile duyduğumuzda kızgınlık hissederiz. Olumlu duygularımız arasında mutluluk, sevinç, huzur, rahatlık, güvende olma, güçlü olma, değerlilik, dinginlik gibi duygular yer alır. Olumsuz ya da negatif duygularımız arasında ise kızgınlık, öfke, değersizlik, korku, yalnızlık, suçluluk ve utanç duyguları yer alır.

Günlük yaşamda olumlu olumsuz bir yığın durum ve olay yaşarız ama özellikle olumsuz yaşantılar bazen bizim için acı verici, sıkıntı verici olabilir. Bu noktada yaşanan olay ve durumların acı ve sıkıntı verebilecek duygusal boyutundan uzak olarak ifade ederiz. Örneğin; Birkaç ay önce babası vefat eden Mehmet bey bu durumu açıklarken, gülerek ‘’ babamı öbür tarafa gönderdik’’ şeklinde bir ifade kullanabilir. Bu durumda Mehmet bey babasının ölümünü sadece düşünce boyutuyla ifade etmiş oldu. Yani ego’sunu korumaya alarak babasının ölümünün onda yarattığı kötü duyguları bertaraf etmeye çalışmış oldu. Mehmet bey, babasının ölümünü kişiliğinden yalıtarak bu durumu düşünceyle izole eder. Aynı zamanda babasının ölümünün kendisinde yarattığı sıkıntılı duyguları da bilinçaltına bastırmış olur. Tüm bunlar Mehmet bey in bilinçdışı ( bilinçaltı) dinamikleri tarafından gerçekleşir. Mehmet bey bilerek ve isteyerek bu maksatla bu sözleri sarfetmez. Bu durumu bilinçaltının kendini savunmaya alması, kendini koruma çabası olarak açıklayabiliriz.

Ancak duygusal izolasyon ( yalıtma ) bazen öyle çok kullanılmaya başlanır ki; çoğu durum bu şekilde duygulardan uzak ve çarpıtarak algılanmaya başlanır. Bu durum zamanla bireyde ‘’ Ruhsal Körlük ‘’ yaratır. Ruhsal körlük; bu güzel yaşamın beraberinde getirdiği acıları, sıkıntıları, mutsuzlukları görmezden gelmeye çalışmak, ötelemektir. Bir süre sonra bilinçaltına atılan malzeme miktarı o kadar artar ki, bilinçaltı bu durumla baş etmekte zorlanır. Artık bardak dolmaya, taşmaya başlar. İşte tam bu nokta da ruhsal sorunlar başlar. Duygusal izolasyon mekanizmasını sık kullanan bireyler yaşadıkları bu ruhsal sorunları da görmezden gelmeye başlarlar. Ruhsal dünyanın bir tür alarm sistemi çalışır ve sıkıntılar artık bedensel dünya da hissedilmeye başlanır. Nedeni belirlenemeyen ağrılar, mide ülseri, şişkinlik, hazımsızlık, kolit, migren gibi nedeni psikolojik belirtileri fizyolojik olan hastalıklar doğmaya başlar

Hakkında: sahinucar

İlginizi Çekebilir

Ayrılık resimleri

Ayrılığı ayrılmanın hüznünü en iyi anlatan ayrılık resimleri

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir