Anasayfa / HABER MAGAZiN / Doğal Afet Psikolojisi

Doğal Afet Psikolojisi

afetfobiAfet Psikolojisi
İnsan ruhsal dünyasında derin izlerin açılmasına neden olan afetler yaşamını yitirenlerin hayatına mal olurken, geride kalanları da dayanılmaz acılar içinde bırakarak geçmişte kalır. Geçmişte kalan afettir. Afetin bıraktığı psikolojik etkiler insanların ruhsal yaşamlarında derin izler bırakırlar.

Bilindiği üzere doğal afetlerin oluşumunda insan faktöründen çok doğa olayları etkindir. Ancak bu doğa olaylarına önlem almayarak afetler sonrasında travmalar yaşanmasına neden olan insan aklı ya da insan aklının ihmalidir.

Doğal afetler birer travmatik yaşantılardır. Bu olayları yaşayanları, yaşayanların yakınlarını veya bu olayları gören/duyanları da etkilemektedir. Hayatımızın son bulmasına neden olabilecek bu yaşantılardan sonra, olayı sık sık hatırlama ve yeniden yaşıyor gibi olma, uyku düzensizlikleri, kabuslar, gerginlik, sinirlilik, dikkatini toplayamama, unutkanlıklar, olayı hatırlatan şeylerden kaçınma, en ufak bir sesten irkilme, mutsuzluk, içe kapanma, ilişkilerde bozulma, iş yaşamında / okulda zorluklar görülebilir. Tüm bu tepkiler, anormal bir duruma (yani travmatik olaya) verilen normal tepkilerdir ve pek çok insan bunları yaşayabilir. Bazı durumlarda bireyin gündelik hayatını zorlaştıran ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen Travma Sonrası Stres Bozukluğu da gözlenebilir. Bu olumsuz tepkilerin yanı sıra, bazı kişiler travmatik olaylardan sonra olumlu değişimler de rapor etmektedirler ve bu olumlu değişimler Travma Sonrası Büyüme olarak adlandırılmaktadır.

Afeti yaşayan birey disosyasyon, depresyon, posttravmatik stres bozukluğu, anksiyete, panik atak ve korkular geliştirir. Afetzede için bu durum bir şok durumudur. Anlamada ve anlamlandırmada büyük bir zorluk yaşar. Bu durumu kabullenmede zorluk yaşar. Ve inkar eder. Büyük bir şaşkınlık içindedir. Depresyonu yaşar ve sonunda bu acı gerçeği kabul eder. Bu kabullenme süreci kişiden kişiye ve durumdan duruma değişmekle birlikte kimileri için birkaç gün kimileri için birkaç yıl olabilir.

Her bir travmatik yaşantı ruhsal dünyada acı veren bir etkiye sahip olur. Ve bu etkiler bilinçdışı zihinde saklanır. Bilinçdışı zihin ortam ve koşulların oluştuğu her an bu duyguyu aynı tazelikte bize tekrar yaşatır. 17 ağustos 1999 depreminin üzerinden tam 9 yıl geçti ama bazıları için hala taze, canlı ve acı vericidir. Acı veren afet değildir. Afetin ruhsal dünya da yarattığı acıdır. İşte bu acı’ yı kimileri sıkıntı, kimileri endişe kimileri de huzursuzluk olarak yaşamlarında hissederler. Bu acı travmadır.

Travmalar sadece afetlerden sonra ortaya çıkmazlar. Travmatik yaşantılar günlük yaşam içinde beliren Günlük rutin işleyişi bozan, aniden, beklenmedik bir şekilde gelişen, dehşet, kaygı ve panik yaratan, kişinin anlamlandırma süreçlerini bozan olaylar, travmatik yaşantılar olarak tanımlanabilir. Yaşanmış olan bir trafik kazası, doğal afet – deprem ya da sel – taciz, tecavüz, bir yakınının ani ölümü… ya da daha zorlayıcı bir yaşantı olarak görülebir.

Doğal Afetler ve İnsan Ruhu
Doğal afetler tarihin her döneminde yaşanmıştır. ve bilimsel öngörülere göre yaşanmaya da devam edecektir. İnsanoğlu tarihin her döneminde doğayı anlamaya ve onunla uyumlu yaşamaya çalışmıştır. Ancak insanoğlu doğaya uyum sürecinde doğaya zarar vermiştir.

Ne yazık ki yaşam, ruhsal zedelenmeye yol açacak etmenler bakımından oldukça zengin. Üstelik bu etmenler zaman ilerledikçe azalması gerekirken, çoğaldığı bir çağda yaşıyoruz. Ruhsal zedelenmeye yol açan etmenler değerlendirildiğinde gerek toplumun genelini etkilemesi nedeniyle gerekse insan ruhuna verdiği ızdırap nedeniyle doğal afetler insan ruhu üzerinde son derece olumsuz etkilere sahiptir. İnsanoğlu yaşanan doğa olaylarını kontrol edemese de onunla yaşamayı öğrenmelidir. Her doğa olayı ya da her afet ruhsal dünyada az ya da çok travmatize edici etki bırakmaktadır.
Yaşanan afetler insan ruhu üzerinde derinlemesine etki bırakırlar. İnsan ruhunda, Deyim yerindeyse ‘’dikey yarılma’’ meydana getirirler.

Afeti yaşayan birey Şok yaşar, Bütünüyle yaşamında devam eden alışkanlıkları yerle bir olmuştur. Her insan gün içinde yaptığı belirli rutinler vardır. İşe gitmek, evde tv izlemek, eğlenmek… afet bütün bunları yok eder. Bu durumu yaşayan birey şok yaşarken donakalır. Ne olduğunu anlamlandırmaya çalışır. Bu anlamlandırma süreci bazen birkaç dakikayı bazen de günleri bulabilir.

Şok durumunu atlatan birey bu durumu yaşadığına İnanamaz, kabullenemez. Bütün bunlar öyle ağırdır ki kabul edilmesi ruhsal dünya da zorluk yaratır. Yakınlarını kaybetmiş olması bu yeni yaşama onlarsız devam edecek olması yeni bir uyum sürecidir ki afetzede için bu durumu kabullenmek çok zordur.

Kabul etmek afetzede için o kadar zordur ki böyle bir gerçeği İnkar ederek ruhsal dünyasını rahatlatmaya çalışır. Ancak bu çabaları onun bu durumu hafifleterek algılama çabasıdır ve tümüyle bilinçdışıdır.

Tüm bunları yaşayan birey bütün bunlardan sorumlu birini arar. ve Öfkelenir. Dünyaya, yaşama, tanrıya devlete yani ototriteye karşı bir öfke besler. Bir suçlu bularak ruhsal dünyasını rahatlatmak ister.

Bu acıların son durağı depresyon’dur. Depresyon bir ruh sağlığı bozukluğudur. Böyle bir durumda afetzede için ruh sağlığını koruyucu bir etki bile görebilir. Kendini bu olanlardan dolayı sorumlu tutar. Kendini değersiz ve önemsiz hisseder. Yalnızlığı ve acıyı yaşar.
Depresyon kimilerinde birkaç hafta bazen birkaç yıl bile sürebilir. Ardından bu acı gerçeğin Kabul evresi gelir ki… Afetzede için derin bir acıdır. Ama mutlak gerçek artık kabullenilmeye başlanır. Acı ama bu gerçek ruhsal dünya için istenmese de kabul edilir. Bu durum ruhsal bir olgunluk seviyesidir. Her bireyin bu ruhsal olgunluk evresine erişme süresi farklılıklar gösterebilir. Kişiliği bu durumu yavaş yavaş ama kabul eder. Kişiliği onarım sürecinden geçer. Kimileri için bu durum ruhsal yönden güçlenerek çıkar. ünlü filozof Nietzsche’ nin dediği gibi ‘’ öldürmeyen krizler güçlendirir ’’
Afetler ve Kurtarma Personeli
Afetler, toplumların ruhunun çökmesi durumudur. Her bir afet yaşantısı toplum ruhunda derin acılar bırakır. Afet yaşantılarını kazalardan ayrı değerlendirmek gerekir. Afetlerin oluşmasında çoğu zaman doğrudan insan ihmali olmasa da afetler sonrasında oluşan hazin tablodan insan aklı ve insan aklının ihmali sorumludur. Bu ihmali bireysel olarak insanlar canı ve malı ile ödeyebilirler. Etkili kanunları çıkarmayan ve çıkartılan kanunları uygulama yetkisine sahip ilgili makamların ihmalini ise bütün toplum öder. Afetler sonrasında oluşan perişan durum için olanaklar çerçevesinde en etkili müdahale yolları kullanılsa da bundan sonra yapılabilecek sadece yaraları sarmak olacaktır. İşte bu nokta da sivil toplum kuruluşları son derece önemlidir. Gerek yiyecek ve barınma sorunları gerekse afetzedelerin ruhsal ve fiziksel sağlığı için mücadele eden sivil toplum çalışanlarının önemi vazgeçilmezdir. Bu organizasyonlardan birisi de Bursa 911 Arama Kurtarma Derneği’dir

Arama Kurtarma Derneği, insanların en olmazsa olmazı için; hayatta kalma ihtiyacı için çalışıyor. Hayatını yitirmek üzere olan insanların imdadına yetişiyor. Bu görevini sadece afetlere saklamıyor. Dağ da kaybolan bir dağcı, trafik kazasında arabasında sıkışmış bir insan, batan gemideki insanlar, bazende bir yangın için koşuyor. Durmadan dinlenmeden herhangi bir beklentisi olmadan belki de sadece bir teşekkür için… ve sonrasında bir canlıyı hayatta tutabilmiş olmanın sevincini başaramamanın üzüntüsünü yaşayan bir grup insan… Gıpta edilecek bir çalışma azmi ile toplumsal duyarlılık ve afet bilinci kazandırmak adına toplumun her katmanına gönüllü olarak afet bilincini aşılamaya çalışıyorlar. Kendi kişisel gelişimleri için eğitim alıyor. Toplumu eğitmeye ve her an hazır tutmaya çalışıyorlar.

Arama kurtarmacı olmak her insanın yapabileceği fiziksel ve psikolojik bir yaşantı değildir. Her türlü fiziksel ve psikolojik duruma hazır olmayı gerektirmektedir. Bu nedenle Arama kurtarmacıların da zaman zaman kurtarılmaya ihtiyaçları olabilir. Bu kurtarılma durumları

Arama Kurtarmacıların kişilik profil leri incelendiğinde, bu tür afet zamanlarında başkalarının yardımına koşan insanların pek çoğunun, dıştan denetimli, kendilerini kendilerinin dışında bir şeylere adayabilen, fazlasıyla verici, kendilerini kolayca başkalarının yerine koyabilen ve iş yapmaya dönük kişilik yapısına sahip insanlar olduklarını göstermektedir. Bu yüzden, afet bölgelerinde çalışan gönüllüler ve diğer yardım personeli, deprem gibi bir felaketi yaşamış insanlara yardımcı olmaya çalışırken, onlarla fazlasıyla özdeşleşip tükenme ihtimalleri çok yüksektir.

Arama kurtarma personelinin yapması gerekenlerin en basışnda kendi fiziksel ve ruhsal sağlıklarına önem vermeleridir. Aksi durumda kendileri yardım alması gereken gruba dahil olabilirler. Sadece fiziksel ve ruhsal iyiylik hali de yeterli olmayacaktır. Bununla birlikte kendilerinin tanrı olmadığını da bilmeye ihtiyaçları var. Çünkü her durumda başarılı sonuçlar alınamayabilir. Afete maruz kalmış insnların yakınlarının eleştirilerine maruz kaldıklarında kendilerini değersiz, önemsiz ve çaresiz hissetmemeliler.

Uzm Psk Dnş Şahin UÇAR

Hakkında: sahinucar

İlginizi Çekebilir

bayan kot pantalon3

JEAN PANTOLON ÇEŞİTLERİ

Modanın gelişimi ile birlikte yabancı ve tanınmayan kelimelerin de hayatımıza girdiğinin hepimiz farkındayız. Günden güne ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir