ŞARAP ÜSTÜNE..
Şarap, bir gıda, keyif verici bir madde ve sosyalleştiren bir olgu. Biz Türkler için yemek vazife olmuş yıllarca. Oysa ki insan yaptığı her işe estetik katmayı bilmiş. İşte yemekteki bu estetiği de şarap sağlıyor. Çünkü bu sayede yemek, bizim için bir görev olmaktan çıkıp keyif veren bir eylem oluyor. Sofrada şarabımızı yudumlarken sohbet ediyoruz. Çarçabuk yiyip kalkmak yerine yavaş yiyor, iyi çiğniyoruz.
Şarap komplike bir içki. Çünkü şarabın masaya gelene kadar öyle çok aşaması ve onu öyle çok etkileyen etken var ki ; Üzüm çeşidi, yetiştiği toprak, iklim, üretici, şişeleme tekniği, üretildiği işletme vb. Üzüm çeşidinin de 10000 den fazla olduğu ama şarap için yaklaşık 20 tanesinin ön planda olduğu düşünülürse. Bu kadar çok şeyden etkilenen şarabı tanımaya çalışmak ayrıca bir keyif veriyor bana. Emek harcadıkça, öğrendikçe, aldığım keyifte artıyor. Şarabı tanıyabilmek için bu konuda yazılmış kitapları okumakta yarar var. Özellikle şarabı bilimsel yönüyle de inceleyen, araştıran Doç Dr. Nihat Aktan’ın ve Dr. Tuğrul Şavkay’ın kitap ve yazılarını önerebilirim. Ayrıca şarabı tatmadan önce üzerindeki, etiketi okumakta onu tanımayı bilinçlenmeyi sağlıyor. Şarabın nerede hangi üzümden yapıldığı, hangi yiyeceklerle tüketilebileceği, ne kadar süre saklanabileceği gibi püf noktalarını etiketlerde bulabilirsiniz.
Amacımız çok fazla sayıda ve miktarda şarap içmek değil, az miktarda ama bilinçli olarak kaliteli şarabı tüketmeyi bilmek olmalı. Kısacası şarabı alkollü bir içki değil, bir gıda olarak düşünmeli, sofralardaki yerini doğru olarak oturtabilmeliyiz. Azı karar, çoğu zarar misali, kararında tüketildiğinde şarabın sağlığı olumlu olarak etkileyen çok önemli özellikleri var. Diğer yüksek alkollü içkilere oranla şaraptaki alkol miktarı çok düşük. Kalorisine bakacak olursak da, bir kadeh şarap,1 büyük elma yediğinizde alacağınız enerjiye eşdeğer yani yaklaşık olarak 100 kalori civarında. Ayrıca şarapta bulunan polifenolik maddeler güçlü birer antioksidanttırlar. Bu polifenollerin Alzheimer (bunama) hastalığını da geciktirdiği çok uzun yıllar süren çalışmalarda tespit edilmiş. Kalp krizine kadar giden damar tıkanıklıklarının önlenmesinde olumlu etkileri olduğu bilinmekte. Böylece kalp-damar hastalıklarına yakalanma riski azalmaktadır. Şarapta bulunan başka bir madde olan quarsetinin, tümör oluşumunu ve viral enfeksiyonları önlediği, ağrı kesici olduğu, bilinmekte. Kısacası şarap, en başta kalp ve kanser koruyucu olarak beslenmemizde özel bir yere sahip olan bir gıda.
Sonu gelemeyecek kadar uzun olan şarap gezintimi Nihat Aktan’ın “ Bir Yudum Şarap” adlı kitabından bir alıntı ile bitirmek istiyorum.
“Şarap, çok önemli bir besin maddesidir. Hiçbir üründe olmayan bir çok aromatik madde içerir. İnsan metabolizmasında sindirim, solunum, dolaşım ve madde değiş tokuşunda çok önemli görevler yapar ve bu sistemleri düzenler. Düşünme ve yaratma yeteneklerini dürter ve geliştirir. İnsanlar arasında iletişim, yakınlaşma, dostluklar oluşmasında en önemli etken olur. Az miktarda günde 2-3 bardak şarap, hiçbir olumsuz etki yapmaz, tersine vücut fonksiyonlarının iyi işlemesinde yarar sağlar. Şarabın insan sağlığına ve beslenmesine olumlu etkileri daha ilk çağlarda fark edilerek bir çok hastalığın tedavisinde kullanılmıştır. 2000 yıldan beri de tüm gelişmiş toplumlarda ve Hıristiyan aleminde kutsal kabul edilerek tüketimi teşvik görmüştür. İlk Türkler şarabın değerini çok daha önceden görerek her gittikleri yer asma yetiştirilmesi ve şarap yapılması tekniklerini götürmüşler ve Anadolu’yu bir bağ cenneti haline getirmişlerdir.”
Şaraba sofralarımızda ki yerini verebilmek umuduyla.
Nasıl Zayıflar sınız?
Sağlıklı zayıflamak için her şeyden önce zayıflamaya değil yaşam biçiminizi değiştirmeye kara vermelisiniz. İsterseniz 2 kilo isterseniz 10 kilo fark etmez sadece biri daha uzun sürer. Yaşam biçimini tek başınıza değiştirmeniz hiç de kolay değil. O zaman bu işi bilen bir profesyonelden yardım almanız doğru olacaktır. Bu da diyetisyen, beslenme uzmanıdır. Çünkü onlar bu iş için eğitilmiş kişilerdir. Doktorlar sizin bir hastalık durumunuz olup olmadığını tespit ederler. Zayıflama konusunda yardımcı olmaları çok zordur. Çünkü besinler konusunda bir diyetisyen kadar bilgili olamazlar. O yüzden öncelikle kendinize uygun bir diyetisyeni seçmekle işe başlayın. Herkesin farklı bir yaşam biçimi vardır. Diyetisyen, doktorunuzun belirlediği sağlık sorunlarınızı da göz önünde bulundurarak, aktivitenizi, alışkanlıklarınızı, sevdikleriniz ve sevmediklerinizi belirleyerek ne zaman, nerede, nasıl hatta kiminle ne yiyebileceğinizi belirleyecek kilo verdikten sonrada korumanızı nasıl sağlayacağınızı size öğretecek kişidir.
Ancak diyetisyene başvurmadan önce kendi yaşamınızda yapabilecekleriniz şöyle;
Beslenme üzerine yapılan son araştırmalar az ama sık yenen öğünlerin sağlıklı zayıflama adına büyük mucizelere imza attığını gösteriyor. Aralarda size uygun ne tüketebileceğiniz besinleri belirleyin. Örneğin kuşluk vakti bir meyve, ikindi zamanı çayla bir dilim kek sizi mutlu ediyorsa neden olmasın.
GÖNÜL NE ÇAY İSTER NE KAHVE; GÖNÜL MUHABBET İSTER KAHVE BAHANE
Güneşin ilk ışıklarıyla ayaktasınız. Daha yüzünüzü yıkamadan çay suyunu koyarsınız ocağa…
Aceleyle çıktınız evden, işe vapurla gidiyorsunuz. Denizi seyrederek demli bir çayı yudumlamanın keyfi bir başka olur. Hele de yanında sıcak bir simit varsa tadına doyum olmaz…
Uzun süredir görmemişiz arkadaşımızı, ahbabımızı “Bir çayımı içmeden bırakmam bir yere” deriz. İçmeden giderse de “alacağın olsun, bir çay, kahve bile içmeden kalktın, bunu saymam yine beklerim”.Çoğumuz neredeyse böyle diyalogları kim bilir günde kaç kere yaşıyoruz. Dostluklarımızı hep çay, kahveyle özdeşleştirmişiz. Eğer onları içmeden giderse de sitem edip, küsmüşüz. Eskilerin dediği gibi; “ Gönül ne çay ister, ne kahve; gönül muhabbet ister kahve bahane”. Bahane olmaya bahane ama yaşamımıza bu kadar girmiş olan çay-kahve tüketimini nasıl ayarlayabiliriz? Herkesi kırmamak için çay-kahveyi içerken neler alıyoruz bünyemize? Bunun sağlığımıza etkisi neler olabilir?
Kahve magnezyum, çay ise potasyum zengini bir içecek. Çay, vücuttaki elektrolit dengesinin sağlanması açısından sıvı içecekler arasında önemli bir yere sahip. Ancak, kahve için aynı şeyi söyleyemeyiz. Çünkü kahve vücuttan sıvı kaybını arttırıyor. Zaten biz de Türk kahvesiyle suyu birlikte ikram ederiz.
Çay ve kahveden söz ederken, son yıllarda gittikçe önemi artan kafeinden söz etmemek mümkün değil. Kafein üzerine araştırmalar hala devam etmekte ve zararlarıyla yararları hala tartışılmakta. Ancak son çalışmalara göre;
Bir fincan (200–250 ml) % 2-2,5‘lük instant kahve( içmeye hazır) 100–120 mg,
Bir çay bardağı 5 dakika demlenmiş çay 40–50 mg kafein içermekte.
Sağlıklı yetişkin bireylerde ağızdan alınan kafeinin tamamına yakını( % 99 ) emilir. Ağıdan alındıktan 5 dakika sonra tüm dokularda etkisi görülmeye başlar. Fizyolojik bir engelle karşılaşmazsa beyin, testis ve fetüs dokularına ulaşır. Emzikli annelerde süte geçer. Bu kadar hızlı emildiği için ve neredeyse tüm dokulara bu kadar hızlı yayıldığı için uyarıcı etkisi hemen başlar. O nedenle de uykuyu kaçırmak için birebirdir. Ancak aynı hızla fetüse ve anne sütüne de geçtiğinden gebe ve emzikli annelerin gereksiz kafein alımından kaçınmaları gerekir.
Orta düzeyde alınan kafeinin (günde 200–300 mg) iştah arttırıcı, uyuşukluğu ve zihin yorgunluğunu giderici etkisi olduğu bilinmektedir. Buda yaklaşık olarak bir fincan kahve ve 4 bardak çay içmekle sağlanır.
Kafeinin peptik ülseri olanlarda mideyi uyarıcı olduğu için, olumsuz etkisi görülebilmektedir. Ayrıca kalp ve yüksek tansiyon hastalarında olumsuz etkileri fazla tüketildiğinde görülebilmektedir.
Kafeinin başka bir özelliği de metabolizma hızını arttırmasıdır. Bu nedenle bazı araştırmalarda şişmanlık tedavisinde etkisi olabileceği ileri sürülmektedir. Alışkanlığı olan sporcularda müsabakadan 1 saat kadar önce içilen kahvenin performansı olumlu olarak etkilediğine dair çalışmalarda vardır. Alışkanlığı olmayanlarda ise ters etki yapmaktadır.
Anemisi yani kansızlık olan kişilerde çayda bulunan tanen adlı madde demir elementinin bağlanmasına ve emilimin ciddi bir oranda azalmasına neden olmaktadır. Bu kişilerin çay tüketiminde çok dikkatli olması gerekiyor. Böyle kişiler çayı yemeklerden bir saat sonra, açık ve limonlu almaya özen göstermeliler. Tabii çay tüketimini de azaltmaları gerekiyor. Aynı şekilde kadınların ( her ay adet kanamaları ve gebelik, emziklilik )ve büyüme çağında ki çocukların anemi olma riski erkeklere göre daha çok olduğundan çay tüketiminde daha dikkatli olmaları gereklidir. Son yapılan bir çalışmada da günde 200 mg. üstü kafein alan hamile kadınlarda düşük riski, kafein almayanların iki katı bulundu. 200 mg. kafein 2 büyük fincan kahve, 4-5 çay bardağı 5 dakika demlenmiş çay ya da 5 şişe kolalı içecek anlamına geliyor. Başka bir çalışma ise günde 4 kap kahve eşdeğeri kafein alan Tip II Şeker hastalarında kan şekerini kontrol etmenin güçleştiğini belirtiyor.
Çay, kahve hayatımızda önemli bir yere sahip. Her şeyde olduğu gibi azı karar, çoğu zarar diye düşünerek tüketelim çayı, kahveyi.
Evet, maksat muhabbet çay, kahve bahane.
Çay Hakkında Merak edilen Sorular
Çayı kimler buldu?
Binlerce yıl önce Çin’in ilk imparatorlarından Shen Yung çay bitkisinin tesadüfen sıcak suya düşmesine şahit olur. Bunun büyüsüne kapılır ve sürekli çay içer. Avrupa çayla 1600’lü yıllarda tanışır.
Günde ne kadar çay içiyoruz?
Türkiye de çay, sudan sonra en çok tüketilen ikinci içecek. Nüfusun yüzde 96’sı her gün çay içiyor. Türkiye’deki pazarın yüzde 83,8’ini demleme çaylar oluşturuyor.
Günde kaç bardak çay içmek ideal?
Orta demde 10 bardak çay içebilirsiniz. Ama günde 1 fincan kahvede içiliyorsa, çay tüketimi 5 bardağı geçmemeli. Daha fazlasının kabızlık yaptığı biliniyor.
Çay, kanser koruyucu etkisi var mıdır?
Yeşil çayın antioksidan etkisi siyah çaya göre daha yüksek. Ayrıca yeşil çayın yağ yakıcı etkisi olduğu da söyleniyor. En önemli özelliği ise anti kanserojen etkisinin olması. Çin’de yapılan araştırmaya göre yeşil çay içenler arasında meme ve pankreas kanserinde % 50 ye varan bir azalma tespit edilmiş.
Form çayları gerçekten zayıflatıyor mu?
Form çayı diye bilinen çaylar, içeriklerine göre sadece vücuttaki fazla sıvıyı atmaya yarayabilir. Bir de bu çayların en önemli özelliği içinde ki özellikle sinameki otuyla barsak çalışmasını hızlandırıyor. Böylece kabızlığı önlüyor. Ancak, 7–8 günden daha fazla barsak yumuşatıcı kullanmak doğru değildir. Kolon kanserine yakalanma riskini arttırır.
Çayın beyazı olur mu?
Hafif ve yumuşak içimli beyaz çay, Çin’in Minjiang Nehri’nin verimli sularıyla beslenen Fujian Dağları’nın durgun ikliminde yetişir. Kafein miktarı düşük bir çay, meyvemsi tadı var. Nadir olduğu için fiyatı pahalı. Şöyle söyleyebiliriz; pek çok şeyin ucuza satıldığı Çin’de beyaz çayın kilosu 150 dolar. Bu çayın kanserden koruduğu, damar sertliğine iyi geldiği söyleniyor.
Earl Grey sadece çay adı mı?
Bergamot aromalı çay türü olarak tanıdığımız Earl Grey aslında İngiltere başkanı. 1830-1834 yılları arasında İngiltere de Başbakanlık yapan Earl Grey’in bu çayı diplomatik bir hediye olarak aldığı rivayet edilir. Nasıl bir diplomatik hediye mi? Grey’in adamları bir Çinli’nin oğlunu boğulmaktan kurtarınca onlara Çinliler tarafından çay hediye edildi. Earl Grey bu çayı o kadar beğendi ki çay tüccarı Twinings şirketinden buna benzer bir çay hazırlamasını istedi. Böylece Earl Grey ortaya çıktı.
Çay ve kahvenin kalorisi var mı?
Çay ve kahvenin kendi kalorisi sıfıra yakın ancak içerisine katılan süt, şeker, şurup ve krema gibi ekler kaloriyi çok arttırmakta.
Kahvenin adı nereden geliyor? ( kahvenin etimolojisi)
Kahve ağacının ilk bulunduğu yer olan Habeşistan’ın Kaffa yöresinin Arapça karşılığı “qahwah ” dır. Araplar bugün bilinen kahveyi henüz tanımıyorken kelime keyif veren içki, şarap anlamında kullanmaktaydı. Bugünkü anlamına 14. yüzyılda kazanmaya başlamıştır. Bu Türkçe de kahve’ye dönüşmüş, buradan da Avrupa’da café, caffe, koffie, coffee, koffie, Kaffee şekline gelmiştir
Kahve Türkiye’ye ne zaman geldi?
Kahvenin Osmanlı İmparatorluğuna geliş tarihi kesin bilinmemekle birlikte, Tarihçiler tarafından, ilk defa 1519 yılında I. Selim’in Mısır seferinden sonra İstanbul’a geldiği belirtilmektedir. Başlangıçta özellikle gelir düzeyi yüksek ve okuryazarlar tarafından tüketilen kahve, hızla tüm İstanbul’a yayılmış ve çok sayıda kahvehane açılmıştır. Kahvenin toplumsal özelliği burada da ortaya çıkmıştır. Özellikle dindar çevreler, kahvenin insanları bi raraya getirici ve camilerden uzaklaştırıcı etkilerinden korkarak, kahveyi yasaklamaya çalışmıştır. Örneğin Kanuni Süleyman döneminde Şeyhülislam Ebusuud Efendi, kömür derecesinde kavrulan maddeleri içmenin haram olduğunu söyleyerek, kahveyi yasaklamıştır. Bunu izleyerek III. Selim, III. Murad ve I. Ahmet dönemlerinde de (15-16. yy.) yasaklar gelmişse de bunların hepsi kısa ömürlü olmuştur. Evliya Çelebi’ye göre XVII yy.’ da İstanbul’da 55 kahve dükkanı ve 300 kahve deposu vardır.
Kahve çeşitleri nelerdir?
Türk Kahvesi – Telvesi ile servis yapılan tek kahve çeşidi
Espresso – Makine ile hazırlanan, koyu kavrulmuş, İtalya’ya özgü bir kahve türüdür.
Mırra – Şanlıurfa’ya özgü, birkaç kez demlenerek hazırlanan acı kahve
Cappuccino – Espresso ve su buharı ile ile köpük haline getirilmiş süt eklenen kahve
Americano – Espresso’nun sıcak su eklenerek yumuşatılmış şekli
Cafe au lait – Fransızların sütlü filtre kahvesi
Ethiopian Yirgacheff – Şarabımsı buruk tadı olan Etiyopya kahvesi
Latte – Espresso’ya köpürtülmemiş sütün eklendiği kahve
Mocca – Espresso’ya süt köpüğü eklenerek hazırlanan kahve
Mocha – Latte’ye bol miktarda çikolata eklenmesiyle yapılan kahve
Santos – Brezilya’da yetişen , büyük yeşilimsi taneli orta derecede kuvvetli kahve
Sumatran – Düşük asit dengesine sahip Endonezya kahvesi
Supremo – Sabahları içilen Kolombiya kahvesi
Viennese – Espresso’ya çikolata ve krema katılarak hazırlanan Viyana usulü kahve
Macchiato- Süt, espresso, vanilya şurubu, karamel tozu.
PORTAKAL VE C VİTAMİNİ ÜZERİNE

Havalar bir gün soğuk, bir bahar gibi. Tam hastalık havası. Grip, nezle, farenjit derken; korunmanın yolunu bulmuşuz. Portakal, mandalina, greyfurt, limon. Kısacası, bunlar C vitamini zengini meyveler. Bu meyveleri bol tüketince hiç hastalanmayacakmışız gibi gelir bize. Onlar bizim koruyucu kalkanlarımız gibidir. Anlayacağınız Kışın Portakal yenir.
C vitamini yalnızca portakal gibi turunçgiller demi vardır?
Birleşmiş Milletler Besin ve Tarım ile Sağlık Örgütü’nce kurulan uzmanlar kurulu, günlük 30 miligram C vitamini alınmasını öneriyor. Aynı şekilde enfeksiyon, yani hastalık, zehirlenme, yaralanma ve ameliyatlarda, sigara içenlerde ve doğum kontrol hapı kullananlarda günlük gereksinmenin arttırılması gerekiyor. Bizim ülkemiz için alınması gereken C vitamini miktarı erkeklerde 60, doğurganlık dönemi kadında 75 miligram olarak belirlenmiştir. Ülkemizde her mevsim bir miktar C vitamini kaynağı meyve ve sebze bulunur. Ancak C vitamini dayanaksız bir vitamin. C vitamini kaynağı besinleri saklarken, hazırlarken ve pişirirken yapılan hatalar vitaminin kaybını arttırır. İşte C vitamini kaybına neden olan yaptığımız bazı hatalar:
Sebzeyi bol suda haşlayıp, suyunu dökmek. C vitamini suda kolayca eridiğinden sebzeleri az suyla pişirmeli ve suyunu dökmemeliyiz.
Portakalın suyunu sıktıktan sonra bekletmeden hemen içmeye özen göstermeliyiz.
İzmir de Kestane Kebap
Kış, “bir türlü gelemedi gitti diyenlere inat” kendini ispatlarcasına karşımızda. Peki havaların soğuması besin ihtiyaçlarımızı farklılaştırıyor mu? Hava soğuduğunda giyim tarzımız nasıl değişiyorsa, beslenmemizde de bir değişim söz konusu. Soğuklarda düşen vücut ısımızı sıcak çay,ıhlamur, saleple sağlamaya çalışıyoruz.
Soğuk hava yüzünden mecbur kalmadıkça dışarı çıkmak istemiyoruz çalışmıyorsanız ve evdeyseniz sıkıntıdan yeme ihtiyacınız da artacaktır. Ya çalışanlar için bütün gün koşuşturmak yüzünden atlanan öğünler ve aç kalan metabolizmanın eve gelince doyurulma isteği? Kestane kebap yemesi sevap…
Hava soğuyunca vücut ısımız düşüyor. Metabolizma da düşen bu ısıyı normal seviyede tutmak için daha çok çalışıp daha çok enerjiye ihtiyaç duyuyor. Üşüyünce ceket giymek gibi vücudumuzda ısısını dengede tutmak için yakıta yani karbonhidrata gereksinim duyar. Bu da şeker ve ekmeğin, hamur işinin artması demek
Bu havalarda grip olmamak için vücut direncimizi arttırmamız gerekir. Hastalığa yakalandıktan sonra fazla alınan vitaminin pek yararlı olmadığı bilinmekte. Bu nedenle mikroplara karşı silahlanmak, savaşta galip gelmemizi sağlayacaktır.
İşte size silahlanma teknikleri;
Ø Üşüyorum yakıt alayım derken şişmanlığa neden olmayalım. Enerji harcaması az olan ev hanımları, büro işi yapanlar vitamin ve mineral değeri yüksek, karbonhidratı da içeren meyve ve sebzeleri tercih etmeli. Yağdan zengin börek ve çörekleri yerken biraz düşünmeli. Pilav makarna yerine yağ içermeyen ekmeği tercih etmeli.
Ø Şekerli gıdalara olan ilgiyi kalsiyum, demir protein, posa gibi besin ögelerini de içeren tahin-pekmez, tahin helvası, aşure, sütlü tatlılar, ayva, kabak tatlısı seçenekleriyle gidermeye çalışmalı.
Ø C vitamini kaynağı turunçgillere( limon, portakal, greyfurt) ve salatalara her öğün yer vermeye özen göstermeliyiz.
Ø Eğlencelik diye bilinen kuruyemişler yağlı tohumlardır. Karbonhidratın yanında yağ oranları çok yüksektir. Ölçülü olmak kaydıyla kuruyemişler, patlamış mısır, kestane uzun kış gecelerinin vazgeçilmezleri.
Soğuk kış geceleri bizi bekliyor. Ne kadar ve ne ölçüde yiyeceğimizi bildiğimiz sürece… Kestane kebap yemesi sevap….

- Çocuklarda Bit sorunu
- Çocuklara Kötü Haber Nasıl Verilmeli
- Su Çiçeği İçin Bitkisel Tedavi
- Hüseyin Ermişten Zatürre Ve Bronşit İçin Şifalı Bitkiler
- Kasları Güçlendiren Bitkisel Formül
- Çörekotu Kürü Ve Çörekotunun Faydaları
- Ömer Coşkun Boy Uzatan Kür
- Ömer Coşkun Çocuklarda İştah Açmak İçin Bitkiler
- Çocukların Kemiklerini Geliştiren Ve Güçlendiren Besinler















