kadınsak burdayız

Güzel bacaklara sahip olmak için

bacak-bakimiAlışveriş yapmayı seviyor, ya da bir şey satın almasanız da, dükkanlara bakınıyorsanız, bu sene etek boylarında ciddi bir kısalma olduğunu da fark etmişsinizdir. Kalçanın biraz altında bitek etek boylarını görünce, insan bacakları için endişelenmeden duramıyor. Bu nedenle modayı takip etmek isteyen ama bacaklarından emin olamayanlar için komple bir bacak bakım yazısını görev bildik. Buyrun okuyun, bakımlı bacaklarla minileri güzel güzel giyin.

Cildinizi canlandırın
Buz gibi soğuk bir duş kan dolaşımınızı hızlandırmak için ideal. Soğuk bir duş derken tüm vücudunuzdan değil, sadece bacaklarınızdan söz ediyoruz. Önce soğuk suyu açın, sonra da duş telefonunu bacağınızın alt bölgesinden yukarı doğru gezdirin. Bu uygulama bacaklarınızın dirilmesini ve kan dolaşımının hızlanmasını sağlıyor. Teniniz pembe bir görünüm alana kadar bacaklarınıza soğuk su tutmaya devam edin. Soğuk duştan sonra dizlerinizi ve ayaklarınızı bakım yağıyla ovun. Çünkü özellikle bu bölgeler, kurumaya elverişlidir. Saf soya, jojoba veya avokado yağı cildinizin kurumasını engellemek için çok uygun. Duştan veya banyodan sonra nemli ve ıslak cildinize vücut yağını uygulayıp masaj yaparak yedirin. Böylece yağ cildiniz tarafından daha kolay emilir ve iz bırakmaz.

Bacaklarınız ve hatta tüm vücudunuz için biberiyeden de faydalanabilirsiniz. Biberiye içerikli bitkisel banyolar, kan dolaşımını güçlendiriyor ve cildi elastik bir görünüme kavuşturuyor. Mineral, aminoasit ve vitamin içerikli yosun banyoları ise metabolizmayı hızlandırıyor. Banyo suyuna damlatacağınız birkaç damla biberiye yağı aynı zamanda rahatlamanızı da sağlayacak.

Cildinizin yenilenmesine yardımcı olun
Bacaklara yapılan peeling mükemmel sonuçlar doğuruyor. Özellikle de nasır bağlamış dizlerle, pul pul olmuş deride. Peeling’ten sonra cildinizin daha yumuşak ve canlı olduğunu göreceksiniz. Peeling’in ardından cildiniz iyi bir nemlendiriciye ihtiyaç duyar. Peeling jelleri ve kremleri sadece cildinizi arındırmakla kalmıyor, aynı zamanda derideki yağları ve nemi de çözüyor. Peeling yapmak için zamanınız yoksa bacaklarınıza vücut losyonu ve fırçayla masaj yapın. Fırça, ölü deri hücrelerini temizliyor ve bakım kremlerinin deriye iyice işlemesini sağlıyor.

Bacak sağlığı…
Bacak sağlığını etkileyen en önemli konular, fazla kilolar, varis, hızlı kilo alıp verme ve topuklu ayakkabı kullanımıdır. Hızlı kilo alıp vermeniz, çatlak oluşması riskini artırır. Ayrıca fazla kilolu bir bedeni ayaklar ve bacaklar taşıdığından, gene kilodan muzdarip olacak yerler de vücudun bu bölgeleridir. İşte tüm bu nedenlerden ötürü beslenmenize dikkat etmek ve düzenli egzersiz yapmak, bacaklarınızın sağlıklı ve güzel görünmelerini sağlar. 

Varis, özellikle uzun süre ayakta kaldığınızda ve kan dolaşımı engellendiğinde oluşur. Bunun için de, kan dolaşımınızı kesmeyecek giysileri tercih etmeli ve uzun süre ayakta durmamalısınız. Varis çoraplarından da faydalanabilirsiniz. 

Topuklu ayakkabılara gelince… Şıklığın ayrılmaz bir parçası olan topuklular kadına çekici bir hava veriyor, bacağı güzel gösteriyor. Ancak yorucu uzun bir günün ardından bacakların ağrımasına ve baldırların gerilmesine de yol açıyor. Bu gerginliği ve ağrıları gidermek için size okaliptüs banyosu yapmanızı öneriyoruz. Birkaç damla okaliptüs yağı, bacaklarınızı rahatlatmanız için yeterli. Okaliptüs yağı cilde yapışmayarak gözeneklerden kas dokusuna ulaşır ve gergin kasları rahatlatır.

Bu yazıyı facebook'da paylaşın : Facebook Profilinde Paylaş
Etiketler: , ,

Selülite karşı mezoterapi

Türk kadınlarının %80 yakın bir bölümü selülitten yakınıyor. ve bundanda kurtulmak için çeşitli tedavi yöntemleri deniyoruz ama kurtulmak okadarda kolay değil. Bu tedavi yollarından mezoterapi ile gayet başarılı sonuçlar almak mümkün.

Türk kadınlarının neredeyse %80 sorunu olan selülit, kalçalarda, bacaklar, karın, hatta kollar ve dizlerde oluşabiliyor. Avrupalı doktorlar, selüliti daha ciddi yaklaşımla, tedavi edilmesi gereken tıbbi bir problem olarak görüyorlar. Sıkça önerilen tedavi yöntemlerinden biri ise ‘mezoterapi. Bu yöntemde, deri altına belirli açılardan iğneler batırıldıktan sonra, sinir uçları harekete geçiyor ve damar açıcı bir reaksiyon meydana geliyor. Bu yöntem sayesinde, eskiden ağız yoluyla alınan ilaçlar doğrudan hastalıklı bölgeye enjekte edilmeye başlandı. Bu sebeple küçük dozlarda ilaçlarla bile daha etkin tedavi sağlanabiliyor.

Deri üzerinde biriken fazla miktarda toksin, yağ hücrelerine tuzak hazırlayarak bu hücrelerin şişmesine ve kan dolaşımının zayıflamasına sebep oluyor. Kan damarları hücreleri beslerken, lenf sisteminde vücuttaki fazla sıvı ve artık maddelerin atılmasını sağlıyor. Bu her iki sistemin zayıf çalışması halindeyse selülitler artarak ciltte sağlıksız görünüme yol açıyor.

Selülitin oluşmasının sebebi olarak östrojen hormonu gösteriliyor. Östrojen hormonu da kadınlara has bir hormon olduğu için selüliti ‘kadın hastalığı’ diye nitelemek yanlış değil. Östrojen, vücutta yağ ve şekerin depolanmasını sağlayan insülini artırıyor. Özellikle buluğ çağı, hamilelik ve doğum kontrol haplarının kullanıldığı dönemlerde, bu hormon en üst seviyeye ulaşıyor. Kadın vücudunda kalça, karın, alt ve üst bacak bölgeleri yağ depolamaya uygun yapıda olduğu için, selülit, deri altındaki yağ hücreleri gereğinden fazla yağ depoladıkları zaman oluşuyor. Şişen hücreler dışarı doğru çıkıntılar oluşturuyor ve sonuçta deri girintili çıkıntılı bir hal alıyor.

Orta deri tedavisi anlamına gelen mezoterapide, deri altına belirli açılardan iğneler batırıldıktan sonra, sinir uçları harekete geçiyor ve damar açıcı bir reaksiyon meydana geliyor.

Mezoterapi, sadece selülit tedavisinde değil, akne, saç dökülmesi, bel ağrısından migrene kadar pek çok rahatsızlığa karşı uygulanıyor. İlk kez 1952 yılında Fransa da uygulanan mezoterapi, 1972′de uluslararası bir yöntem haline gelmiş. Mezoterapi İspanya, İtalya, İngiltere, Fransa, Belçika, İsveç, Danimarka ve Japonya’da çok yaygın.

Nasıl uygulanıyor?
Önce ekografi (ultrason) ile selülitli bölgenin kalınlığı, mezoterapist doktorun çalışacağı derinlik ve o bölgeye giriş açıları tespit ediliyor. Sadece bir kez kullanılıp atılan, 4 milimetrelik özel steril iğnelerle, etkin ilaçlar cildin derm tabakasına birer santim arayla batırılıyor. Bu ilaçlar, kılcal damar dolaşım yoluyla selülitli bölgeye direkt etki ediyorlar. Böylece dokulardaki ödemi çözer, bozulmuş olan lenf ve kan dolaşımını düzeltiyorlar. Bozulmuş yağ hücreleri ile dolaşım arasındaki ilişki tekrar kuruluyor ve yağ hücrelerine depolanmış yağ yeniden çalışmaya başlıyor, şeker ve yağ asitlerine ayrılarak kullanılabilir hale geliyor. Mezoterapi süresince kişinin yapacağı düşük kalorili bir rejimle bu yağlar, vücut tarafından enerji olarak tüketiliyor. Tedavi sonunda, uzman doktor tarafından hastanın bitim ekografisi alınıyor. Böylece selülitin mezoterapi ile tedavisi ispatlanmış oluyor.

Süre, ekografi ile belirlenecek selülit miktarına, yerleşim bölgelerine ve selülit tipine bağlı. Genelde iki seans olmak üzere 15 günde 2 beden incelme kaydediliyor. Tedavi süresi 15 – 30 gün arasında değişiyor. Seanslar ilerledikçe o bölgedeki fazla santimler hızla azalıyor, sarkma olmadan kişi normalde sahip olması gereken vücut ölçülerine kavuşuyor.

Uzmanlar, aynı bölgelerde selülitin tekrar oluşabileceğini vurgulayarak, beslenmeye dikkat edilmezse, tedaviden sonra eski yeme alışkanlıklarına dönülürse ve egzersiz yapmak ihmal edilirse, selülitlerin yeniden oluşacağını, ancak bunların yüzeysel yağ olarak vücuda eşit olarak dağılacağını belirtiyorlar.

Bu yazıyı facebook'da paylaşın : Facebook Profilinde Paylaş
Etiketler: , , , , , ,

hiv aids hastalığı (Edinsel İmmün Yetmezlik Sendromu)

HIV/AIDS insan bağışıklık yetmezliği virusuna (HIV) bağlı bir infeksiyon hastalığıdır.

HIV/AIDS ilk olarak ne zaman saptanmıştır?
HIV saptanabilen en eski kan örneği 1959 yılında Kongo Demokratik Cumhuriyetinde alınmış ve saklanmıştır. 1981 yılında ABD’de genç homoseksüellerde seyrek görülen bir akciğer iltihabı (PCP) ve bir kanser türünün (Kaposi sarkomu) sıklığının arttığı farkedilmiştir. Aynı hastalıkların hemofili hastaları, kan verilen hastalar, damar içi madde (uyuşturucu) bağımlıları ve bunların cinsel eşlerinde de görüldüğü dikkati çekmiştir. 1983 yılında HIV virusu saptanmış, iki yıl sonra da tanıya yönelik testler kullanıma girmiştir.

HIV/AIDS belirtileri nelerdir ?
Hastalığın kuluçka süresi 1-12 haftadır (en sık 2-4 hafta). İlk belirtiler 3-49 sürer (en sık 3-14 gün). Akut retroviral sendrom olarak adlandırılan bu dönemde ateş, terleme, halsizlik, boğaz ağrısı ve ishal gibi belirtiler görülür. Hastalarda bu dönemde döküntü görülebilir. Ağızda aftlar, lenf bezlerinde büyüme, menenjit ortaya çıkabilir. Bu dönemden sonra asemptomatik HIV infeksiyonu olarak adlandırılan ve virusun çoğalması ve buna karşı bağışık yanıt ile süren, belirtisiz bir dönem gelir. Ağızda pamukçuk, vücutta yaygın lenf bezi büyümesi, ateş, gece terlemesi ve kilo kaybı gibi bulguların ortaya çıkması hastalığın ilerlemesinin işareti olabilir.

Bağışıklık sisteminin giderek zayıflaması ve virus karşısında gerilemesi ile AIDS olarak tanımlanan döneme girilir. Bu dönemde AIDS hastalarında sık görülen bazı fırsatçı infeksiyonlar ve kanser türleri görülmeye başlar. HIV infeksiyonu olan kişilerin yalnızca küçük bir bölümü AIDS tablosundadır.

HIV/AIDS nasıl bulaşır?
Cinsel yolla bulaşma: HIV’in en önemli geçiş yoludur. Cinsel eş sayısı, toplumda HIV sıklığı, cinsel eşin bağışıklık durumu bulaşma riskini etkiler. Meni veya kanla temas en önemli risk faktörleridir. Tükrükte virus az miktarda bulunur. Cinsel yolla bulaşan tüm hastalıklar bulaşma riskini artırır. Ülkemizde ve Dünya’da en sık bulaşma heteroseksüel cinsel temasla olmaktadır.

Damar içi ilaç kullanımına bağlı bulaşma: Genellikle kirli alet (şırınga) kullanımı nedeniyle olur. Ortak iğne kullanma sıklığı, ortak iğne kullananların sayısı ve o bölgede HIV sıklığı bulaşma riskini artırır.

Kan ve organ nakli ile bulaşma: Hepatit B serumu, Rh serumu (kan uyuşmazlığı serumu), hepatit B aşısı ile bulaşma riski yoktur. Bu ürünler bulaşmayı önlemek için çeşitli işlemlerden geçirilmektedir. Kan ve kan ürünleri HIV, hepatit B, hepatit C virusları için taranmaktadır. Virüsün alındığı, fakat vücutta saptanamadığı 1.5-2 ay süren bir dönem vardır. Virusun bulaşma sonrasında 6 ay içinde saptanabilme olasılığı yüzde 99′un üzerindedir.

İnfekte hamile kadından bebeğe bulaşma: Genellikle doğum sırasında veya doğumdan sonra emzirme ile olur. Bunu önlemek için doğum öncesinde anneye ve doğum sonrasında da bebeğe HIV/AIDS’e etkili ilaçlar verilir.

Sağlık personeline bulaşma: HIV/AIDS hastalarının bakımı sırasında kanla kirlenmiş vücut sıvıları ile temas bulaşmaya neden olabilir. Kan ve vücut sıvıları ile teması önlemeye yönelik tedbirler bulaşma olasılığını çok azaltır. Bir yaralanma olması durumunda HIV/AIDS tedavisinde kullanılan ilaçlar önleyici olarak kullanılır.

HIV birçok vücut sıvısından izole edilmiştir. Bulaşma riski en yüksek olanlar kan, cinsel organ kaynaklı sıvılar ve anne sütüdür.

HIV/AIDS’ten nasıl korunabiliriz?

  • Tek eşlilik ve cinsel perhiz bulaşmadan korur
  • Prezervatif kullanımı
  • Damar içi madde (uyuşturucu) ve ortak iğne kullanmanın önlenmesi
  • Tüm kan ve kan ürünlerine HIV testi yapılması
  • Sağlık personelinde eldiven kullanma, tüm vücut sıvılarını kirli kabul etme, iğne batmasından kaçınma
  • Doğurganlık çağındaki tüm kadınları HIV konusunda bilgilendirme ve HIV testi uygulanması
  • HIV pozitif hamilelere ve doğum sonrasında bebeklerine HIV/AIDS ilaçları ile koruyucu tedavi uygulanmasıHIV nasıl bulaşMAZ?
    Öksürme veya hapşırma, böcek ısırması, dokunmak ve kucaklamak, su ve gıdalar, banyo, hamam, yüzme havuzlarının kullanılması, el sıkışmak, iş veya okuldaki karşılaşmalar, telefon kullanımı, kupa, bardak, tabak ve diğerlerinin kullanımı ile HIV bulaşması gösterilmemiştir.

    HIV/AIDS tanısı nasıl konur?
    HIV/AIDS tanısında ELISA testi ile HIV virusuna karşı oluşmuş antikorların (Anti-HIV 1/2) gösterilmesi ilk basamağı oluşturur. Bu test pozitif bulunursa, Western-Blot doğrulama testine başvurularak sonuç kontrol edilir.

    HIV/AIDS’in tedavisi var mıdır?
    HIV/AIDS tedavisinde kullanılan çeşitli ilaçlar mevcuttur. Bu tedavilerde genellikle üç ilaç birlikte kullanılır. Antiretroviraller olarak adlandırılan bu ilaçlar virusun çoğalmasını engeller ve bağışıklık sisteminin korunmasını sağlar, fakat hastalığı tamamen ortadan kaldırmaz. Bu nedenle sürekli olarak kullanılmaları gerekir.

  • Bu yazıyı facebook'da paylaşın : Facebook Profilinde Paylaş
    Etiketler: , , , , , , , , ,

    Dijital elektronik takılar

    Entegre diyot direnç lerle yapılmış kolye küpeler biraz uçuk bir model diye düşünüyor olabilirsiniz ama ilginç tabiki :)

    Bu Konunun Devamını Okuyun »
    Bu yazıyı facebook'da paylaşın : Facebook Profilinde Paylaş
    Etiketler: , , ,

    Çocuğunuzla beraber oynayabileceğiniz oyunlar

    Çocuğunuzla keyifli bir şekilde zaman geçirmek ve aynı zamanda da dil yeteneklerini geliştirmesini sağlamak için, karşıt anlamlı sözcükleri kullanarak onunla oyun oynayabilirsiniz. İşte birkaç öneri…

    Çocuğunuzun oynaması ve oyalanması için ona tonla oyuncak alsanız da, onlar her zaman en basit şeylerden daha çok hoşlanırlar. Aldığınız oyuncak iki günde kenara atılırken, onunla oynadığınız herhangi bir oyunu hiç bıkmadan defalarca oynayabilirler. Eğer çocuğunuzla birlikte hoş zaman geçirmek istiyor, aynı zamanda da onu sıkmadan eğlendirmek ve bir şeyler öğrenmesini istiyorsanız ‘karşıt anlamlılar’ oyunundan güzeli yok diyebiliriz. İşte oyun için bazı fikirler…

    Karşıtlar saklambacı
    Önce küçük bir oyuncağı saklayın. Ardından da karşıt kelimeleri kullanarak çocuğunuza oyuncağı bulması için ipuçları verin. Örneğin: “Oyuncak ayın bir şeyin dışında değil, içinde.”, ya da “Bebeğin bir şeyin üzerinde değil, altında.” gibi.

    Alışveriş
    Alışveriş için gittiğiniz market, karşıtlar hakkında konuşmak için mükemmel için bir mekandır. Çocuğunuza büyük boy deterjan mı, küçük boy deterjan mı; ya da uzun sosislerden mi, kısa sosislerden mi almanızın daha iyi olacağını sorun.

    Hikaye zamanı
    Basit bir hikaye uydurun. Hikayede komik ve sevimli bir karakter karşıt yöne doğru yolculuğa çıksın. Mesela havaya sıçrayan ve suya düşen bir kurbağa, bir köprünün altından ve bir balığın üzerinden yüzsün, uzun bir ağaca çıkıp, kısa boylu bir cinle karşılaşsın, vs.

    Karşıt anlamlısı ne?
    Bir sözcük söyleyin ve çocuğuna karşıtını bulup bulamayacağını sorun. Örneğin; iç (dış), yukarı (aşağı), hızlı (yavaş), mutlu (mutsuz), acı (tatlı) gibi…

    Karşıt resimler
    Küçük bir fare ile büyük bir fil, geniş bir kamyonla, dar bir bisiklet, ya da sıska bir köpekle şişman bir kedi gibi birbirinin karşıtı resimler çizin.

    Vücudunuzu kullanın
    Çocuğunuzdan, tarif ettiğiniz şekle girmesini isteyin: uzun bir kule, küçük bir top gibi…

    Bu yazıyı facebook'da paylaşın : Facebook Profilinde Paylaş
    Etiketler: , , ,
    Web