düzenli adet görmek için
Adet öncesi sendromu (PMS), çoğu kadının maruz kaldığı bir problem. Adet öncesinde yaşanan bu rahatsızlığı tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmasa da, beslenme şeklinde yapılacak değişikliklerle etkilerini azaltmak mümkün.
Adet dönemi her ay yaşanmakla birlikte, asla alışılmayan problemli bir dönemdir. Şanslı bir grup kadın, dönemin olumsuz etkilerini hafif olarak atlatabilseler de, pek çok kadın, ani duygusal değişikliklerden, yorgunluğa, şişkinlikten şiddetli ağrılara kadar birçok olumsuzluğa katlanmak zorunda kalırlar.
Adet öncesi sendromuyla (PMS) ilişkilendirilen 150 kadar farklı semptom vardır. Bazılarını fark etmek zorken, bazıları da tüm yaşantınızı alt üst eder. 1980′lerden beri hakkında pek çok araştırma yürütülen adet öncesi sendromunu bazı doktorlar reddetmekte ve daha da ileri giderek bunun sacede zihnimizde gerçekleşen bir hal olduğunu ileri sürmektedirler. Ancak öyle değildir.
Adet öncesinde, ruh halinizi, açlık duygunuzu, vücudunuzun su tutmasını ve bazı kişilerde rastlanan kişisel değişimleri etkileyen güçlü hormonal değişimler yaşanır. PMS’i açıklayan tek bir neden yoktur ama en az dört semptomundan bahsedebiliriz: Vücudun su tutması, endişe, vesvese ve huzursuzluk, kramplar ve depresyon.
PMS’in besinlerle olan bağlantısı da yadsınamaz. Araştırmalara göre; PMS sıkıntısı yaşayan biri, yaşamayan birine kıyaskla genel olarak, yüzde 275 daha fazla şeker, yüzde 62 daha fazla karbonhidrat, yüzde 78 daha fazla sodyum, yüzde 79 daha fazla süt ve süt ürünleri ile yüzde 52 daha az çinko, yüzde 77 daha az magnezyum ve yüzde 53 daha az demir tüketmektedir.
Beslenmemizde değişiklik yaparak PMS’in önüne geçmek mümkün mü?
Bu soruya “evet” cevabını vermek fazla iddialı olur ama genelde işe yarayan bazı stratejilerden bahsetmek mümkün.
Şekeri kesin. Adet öncesi sendromlarına rastlanmayan kadınların daha az işlenmiş şeker ve karbonhidrat (ve süt ve süt ürünleri) kullandıkları saptanmış.
Kahveyi kesin. Kafein, adenozin nörotransmitterını (iki sinir hücresi arasındaki bağlantıyı sağlayan kimyasal bir madde) keserek sinir alıcılarını yatıştırır. Adenozin olmazsa, sinir alıcıları aşırı tepkisel olabilir ki, bu da ani duygusal değişikliklere, alınganlık ve öfkeye ve semptomların kötüleşmesine sebep olabilir.
Egzersiz yapın. Egzersiz hem kan dolaşımını artırır, hem de toksinlerin vücutta atılmasına yardımcı olur. Ayrıca kişiyi gevşeten ve mutlu hissetmesini sağlayan endorfin hormonunu da artırır.
Stresten kurtulun. Ne yaparsanız yapın ama stresle ilgili bu uyarıyı ciddiye alın. Stresten kurtulmanın önemli bir kısmını yeterince uyumak oluşturuyor. Uykuyu yabana atmayın. Soyalı ürünleri, özellikle de mayalı olanlarını tüketmeye çalışın.
B6, magnezyum ve eşekotu içeren vitamin takviyesi yapın. Bu üçünün PMS etkilerini azaltmada etkili olduğu biliniyor. Kendinize 1000 mg’lık eşekotu, 400 mg’lık magnezyum ve 100 mg’lık B6 vitaminlerinden oluşan bir kokteyl yapıp, bunu regl olmadan 10 gün önce, günde iki kez içmeye başlayabilirsiniz.
Hayıt meyvası da tavsiye edilenler arasında. Adını daha önc duymamış olabilirsiniz ama özellikle Akdeniz ülkelerinde yetişen bitkinin meyvesi PMS semptomlarını azaltıyor. Hayıt, hipofiz bezini doğrudan etkileyerek, lutein hormonunun salgılanmasında etkili olur. Bu da progesteronun salgılanmasına etki ederek, hormonal anlamda daha dengeli bir duruma geçişi sağlar. Hayıt meyvası ekstresi yukarıda bahsedilen diğer takviyelerle birlikte kullanılabilir.
Kalsiyum alın. bazı araştırmalar kalsiyum takviyesinin (günde yaklaşık 1000 mg) PMS semptomlarını azalttığını göstermektedir. Yukarıda bahsedilen nedenlerden dolayı süt ve süt ürünleri yerine kalsiyum hapları almayı tercih edin.
Alkolü azaltın. Alkol de PMS etkilerini artırır. Bu nedenle adet öncesinde olabildiğince az içmeye çalışın.
Güneşe çıkın. Günışığı görmemek serotonin seviyesinin düşmesine neden olduğundan, depresyon ve enerjisizlik ortaya çıkar. Bu nedenle güneş, ya da en azından ışık almaya çalışın.
Tüm bunların ötesinde kendinize iyi davranıp, bu stratejileri mutlaka deneyip, etkilerini görmek için kendinize zaman tanıyın.
Kime ve neden aşık oluruz
Fiziksel çekimin yanı sıra, pek çok insan aynı ilgi alanlarına sahip oldukları için birbirlerinden hoşlanır. Peki neden bazı kişilere aşık olurken, bazılarına da olmayız?
Bazı ilişkilerde, tartışmalar tek yanlı görünür: Biri gürültü patırtı koparırken, öteki de alttan alan ve ortalığı sakinleştiren taraftır. Her iki taraf da kendileri ifade etmede sorun yaşıyor olabilir ama bir şekilde birbirlerinin duygularıyla başa çıkabilirler. Her çift bunu farklı şekilde yaşar, ama biriyle beraberken hissettiğiniz o anlaşılmaz bütünlük duygusu, ‘bilinçsiz uyum’ olarak adlandırılır.
Bilinçsiz uyum
Hepimiz yaşadığımız tecrübeler ve bunların bizde yarattığı izleri içeren bir psikolojik dosyası taşırız. Bu dosya, korkularımız, endişelerimiz, sorunlarla başa çıkma ve savunma mekanizmalarımızla ilgili kendi kendimize itiraf etmediğimiz, ya da farkında olmadığımız bilgiler içerirler.
Her birimiz başka birinin dosyasını incelemek için bilinçsiz bir yeteneğe sahibizdir. Çekiciliğine en çok kapıldığımız insanlar, genellikle dosyaları, kendi dosyalarımızı tamamlayan insanlardır. Benzer deneyimler ararız ama daha da önemlisi, farklılıklar da ararız.
Zıt kutuplar meselesi
Bilinçsiz uyumun amacı, deneyimlerimizi, yani bizi biz yapan şeyleri tamamlayan birini bulmaktır. Bu, bizim gibi biri olabilir ama bundan ziyade, kendisinden bir şeyler öğrenebileceğimiz ve olaylarla başa çıkmak için bizimkilerden farklı mekanizmalar geliştirmiş birini ararız.
İdeal eş/sevgili, hayata dair benzer konularda mücadele vermiş ama bunun altından kalkmak için farklı yöntemler geliştirmiş biridir. Psikolojik anlamda bir bütün olabilmek için, diğer yarımız çoğu zaman, en büyük şansımız gibi görünür. İki ilişki asla birbirinin aynısı olmamakla beraber, psikologlar bilinçsiz uyumun benzer tipleri olduğunu gözlemlemişlerdir. Bunlardan herhangi biri size tanıdık geliyor mu?
Ebeveyn ve çocuk: Bu tip çiftler genellikle bağımlılık ve güven gibi sorunları paylaşırlar. Eşlerden bir tanesi, sorunlarla başa çıkmak için çocuk gibi davranır. Bunların içten içe inandıkları şey, güvensiz ve bağımlı davranıp, eşlerine ihtiyaçları olduğunu gösterirlerse, eşlerinin onlara dikkat edip bakacağıdır. Eşleri, anne ya da baba rolünü üstlenir ve böyle yaparak, kendi içlerindeki bağımlılık duygusunu inkar edebilirler.
Efendi ve köle: Bu çiftin otorite ve kontrolle ilgili problemleri vardır. Eşlerden biri ikinci planda ve birinin otoritesi altında kalırsa kendisini çok güvensiz hisseder. Bu nedenle patronluk taslar ve evle ilişkiye dair her şeyin başında durur, kararlar alır. Eşleri ise sorumluluktan korkar, itaatkar bir şekilde kendisine dikte edilenleri kabul eder, bu arada da kendiyle övünerek, kendi “rahat, sakin ve endişeye mahal vermeyen” tavrını, eşinin kontrol meraklısı tavrıyla kıyaslar.
Kaçan ve kovalayan: Her iki eş de yakın olmaktan korkar ama mükemmel eşlerini bulmuşlardır. Hakkında konuşulmadan ve açığa vurmadan vardıkları anlaşma ise şudur: İçlerinden biri daha yakın olabilmek için diğerini kovalayıp sızlanırken, diğeri de kaçacaktır. Bu kovalamacada, eşler sık sık yer de değiştirir.
Tapan ve tapınılan: Eşlerden biri diğerini idealize eder ki bu genellikle rekabetle ilgili bir durum olduğunun göstergesidir. Herhangi bir tür karşılaştırmadan kaçınmak için, eşlerin her ikisi de bu oyunu oynamayı bilinçsizce kabul eder.
Bilinçsiz uyuma dair iki tip daha bulunmaktadır. Bunların problemleri de, bunları çözme şekilleri de birbirine benzerdir:
İkiz kardeşler: Buna benzer çiftleri etrafınızda mutlaka görmüşsünüzdür. Genellikle birbirlerine benzerler ve çoğu zaman birbirinin eşi olan tişörtler giyerler. İlgi alanları aynıdır ama daha önemlisi, sevmedikleri şeyler de aynıdır. Kötü olan her şeyi, dış dünyanın tüm kötülüklerine karşı güç birliğine girişerek mükemmel olan ilişkilerinden uzak tutarlar.
Kedi ve köpek: Dışardan bakıldığında bunlar asla bir araya gelmemeliymiş gibi görünürler. Her şey hakkında tartışırlar. Hayatları savaş alanı gibidir ve bu yolla yakın olmaktan kaçınırlar.
Bu tiplerin tamamında ilişkinizden bir şeyler bulabilirsiniz. İlişki ilerledikçe, belli bir davranış şekline kaymak olmayacak bir şey değildir. Örneğin; hastalık gibi bir durumda ebeveyn ve çocuk modeline uygun davranırken, bir bebeğiniz olduğunda ikiz kardeşler tipinde anlatılan şekilde davranabilirsiniz.
İlişkinin kimyası
Bilinçsiz uyumların tümü, kendimizi gerginlik ve rahatsızlıktan korumak amacıyla tasarlanmıştır. Çiftlerin çoğu, bir şeyler değişene dek kendilerine uyan gruptan habersiz yaşarlar. Hepimiz büyü ve olgunlaşırız. Buna uygun olarak ihtiyaçlarımız da değişir ve ilişkileriniz bu değişikliklere uyum göstermek zorunda kalır.
Eşlerden biri ya da ikisi birden duygularını ifade edememeye başladıklarında ve davranışları değiştiğinde sorunlar baş gösterebilir.
antioksidanlar
Antioksidanlara verilen önem genel sağlığa olumlu katkıları nedeniyle giderek artıyor. Son dönemin en popüler takviyelerinden olan antioksidanlar, genel yaşam süresini uzatan, kanser, kalp hastalıkları gibi hastalıklara yakalanma riskini azaltan ve yaşlanmanın etkilerini geciktiren etkileriyle biliniyor.
Hava ve su kirliliği, hazır yiyecekler, yaşam tarzı, stres gibi etkenler sürekli olarak sağlık üzerine tehdit oluşturuyorlar. Bu etkenler sonucunda normal metabolizma faaliyetlerinin yanısıra serbest radikaller oluşur. Serbest radikaller, hücre içinde yapıları bozan, DNA zararına ve hücredeki biyokimyasal bileşiklerde bozulmalara yol açan maddelerdir. Bilim adamları bu bozulmaların kanser, kalp hastalıkları, akciğer hastalıkları ve katarakta yol açan en önemli faktörler olduğunu düşünüyorlar.
Özellikle sigara tiryakileri tehlike altında. Sigara dumanındaki serbest radikaller, vücudun antioksidan savunma sistemini çok yıpratırlar. Çeşitli çalışmalarda sigara tiryakilerinde antioksidan etkili vitamin ve mineral seviyelerinde önemli azalmalar olduğu bulundu. Bunun yanında sigara içmese de içilen bir ortamda bulunan “pasif içicilerde” de benzer azalmalar olduğu ortaya çıktı.
Serbest radikallere karşı etkin koruma sağlayabilecek takviyeler antioksidanlardır. Antioksidan etkileri en yüksek olan maddeler Vitamin A, C, E, selenyum, pycnogenol gibi maddelerdir. UCLA School of Public Health’den Dr. James Enstrom’e göre düzenli vitamin C alımı yaşam süresini uzatıyor. Enstrom’ün çalışmasının sonuçlarına gçre günde en az 300 mg vitamin C alımı yaşam süresini 6 yıl uzatabiliyor.
Vitamin E ile ilgili çalışmaların sonuçları daha da etkileyici. Harvard Üniversitesinde yürütülen bir çalışma 87.245 kadın üzerinde vitamin E etkisini araştırdı ve 2 yıllık bir süreçte düzenli vitamin E alımının kalp krizi riskini %46 düşürdüğü bulundu. Erkekler üzerinde (51.529 kişi) yapılan benzer bir başka çalışmada ise kalp krizi riskinin %37 azaldığı bulundu. Her iki çalışmada da günlük vitamin E alımı en az 100 IU olduğunda pozitif sonuçlar elde edildiği belirtildi.
Antioksidanların özellikle ileri yaşlarda sağlığa çok daha yararlı olduğu biliniyor. İtalya’da 70-99 yaş arası sağlıklı bireylerde yapılan ölçümlerde plazma vitamin C ve E düzeyleri aynı yaşlardaki sağlıksız bireylerden daha yüksek bulundu. Antioksidanların ilerleyen yaşlarda vücudun savunma mekanizmasını güçlendirdiği, yaşlanmaya bağlı sağlık sorunlarından koruma sağladığı ve bunun yanında cildi ve saçları da beslediği yapılan araştırmalarla ortaya çıkıyor.
örgü bolero modeli yapılışı örnekleri
örgüden bolero örneği

Modanın 10 altın kuralı
Hepimiz bir şekilde iyi görünmeye çalışırız ama bazen bu uğurda yanlış yollara saptığımız da olur. Oysa bazı moda kuralları vardır ki, bu kurallara uyarsak, her daim şık görünmeyi garantileyebiliriz.
Sabah mahmurluğunu atıp da giyinmeye başladığımızda, hemen hepimizin aklında iyi görünmek fikri vardır. Ne giyeceğimize karar verdiktikten sonra, aynada kendimizi iyice kontrol eder, sonra da işin saç ve makyaj kısmına geçeriz. Vücut şekliniz ne olursa olsun, bazı moda kuralları vardır ki, giysilerin üzerinizde iyi durmasını garantiler. Ayna karşısından memnun ayrılmak ve istediğimiz gibi bir etki yaratmak için özellikle dikkat isteyen 10 konu var.
Renk ve duruş
1. Tek renklilik kurtarıcınız olabilir. Tepeden tırnağa aynı renkte giysiler giyerseniz, uzun, bölünmemiş bir çizgi illüzyonu yaratmış olursunuz. Bu da sizi daha ince gösterir ve kusurların daha az göze çarpmasını sağlar. Siyah, devetüyü, krem, koyu kahve gibi nötr tonları tercih edin.
2. Bedeniniz kadar… Vücudunuza çok büyük (uzun, bol tişört ya da elbiseler gibi), ya da çok küçük (kısacık, üzerinize yapışan tişörtler gibi) gelen giysiler, sizi olduğunuzdan daha kilolu gösterir. Bu nedenle kendi bedeninizde giysiler satın alın.
3. Yapışkan değil, akışkan: Giydiğiniz kumaşlar ikinci bir deri gibi üzerinize yapışmamalı, yapışmadan sarmalı. Jean gibi sert kumaşlar çıkıntıları toplayıp saklarken, poplin ve keten gibi daha az sert kumaşlarda fazlalıklar pörtleyebilir. Çok ince kumaşlarsa en tehlikelisidir. Hem iç gösterebilir, hem de vücuttaki çıkıntıları iyice ortaya serer. Bu nedenle kıvrımlı bir şekilde inen, yapışmayan ama akışkan duran kumaşları tercih edin.
4. Mükemmel pantalonlar: Pantalonda en iyi görüntüyü elde etmek için büzgüsüz ve plisiz pantalonları tercih edin; çünkü bunlar sizi daha göbekli gösterir. Ayrıca göbek deliğinizin yaklaşık 2,5 santim aşağısında biten, az düşük belli ve paçaları hafif geniş pantalonları da giyebilirsiniz. Paçaların hafif geniş olması kalça genişliğini dengeler.
5. Mükemmel etek: Evaze etekler hemen herkese yakışır ve özellikle büyük popolarla tombik göbekleri gayet şık bir biçimde kamufle eder. Diz hizası uzunluğu tercih edin, bu bacaklarınızın en iyi şekilde görünmesini garantiler.
Üstler, takımlar ve diğerleri
6. Mükemmel Bluz: V yakalı üstler ve uzun kollu balıkçı yakalılar hemen herkese yakışır, çünkü dikey çizgilere sahiptirler. Bu da gözü yukarı doğru bakmaya iter. Ayrıca bunlar gövdenizi daha uzun ve ince gösterir.
7. Mükemmel Takım: İçinde küçük vatkalar olan ceketler omuzlarınızı belirgin hale getirir ama tabii 80′lerde giyilen türden büyük vatkalardan da uzak durmalısınız. Bel kısmı hafif oturuk olursa, hoş ve kadınsı bir kıvrım sağlanmış olur. Bu etkiyi kemerle de sağlayabilirsiniz. Pantalon da gene kalçada üzerinize oturan, paçaları hafifçe geniş bir tarzda olmalıdır.
8. Temele inin: İç çamaşır çizgilerinin belli olması, yaratmaya çalıştığınız görüntüyü sabote eder. Bu nedenle ince kumaşlarda belli olmayacak ipek gibi ince ve yumuşak materyalli sütyenleri ve dikişsiz külotları kullanmaya özen gösterin. String giyiyorsanız, dikkat edin; çünkü pantalonunuzun kumaşı inceyse, stringler gerçekten çirkin bir görüntüye sebep olabiliyor.
9. Büyüklük önemlidir: Kullandığınız aksesuarların giydiklerinizle uyum içinde olmasına özen gösterin. Çok küçük bir çanta, ya da kocaman küpeler, yarattığınız hoş imajı yerle bir etmeye yeter. Çantanız, ayakkabılarınız ve takılarınız giysilerinizin renk ve dokusuyla uyum içinde, vücut ölçülerinizle de orantılı olmalıdır.
10. Profesyonel yardım alın: Şık bir ceket, ya da siyah bir pantalon gardrobunuzun demirbaşlarındandır ve bunlar yüksek kalitede olmalıdır. Bu durumda mutlaka iyi bir terziniz olmalı. Böylece tam vücudunuza göre, kusurlarınız örtülecek şekilde diktirebilir ve uzun zaman rahatlıkla giyebilirsiniz.
















