kadınsak burdayız




Çalışanlrn Mide Sorunları

Sindirim sisteminin şefi mide hastalandığında canımızı sıkan mide de ağrı,hazımsızlık ve şişkinlik gibi bir çok sorunu da beraberinde getiriyor. Özellikle olumsuz çalışma koşulları ve stres bu rahatsızlıklara zemin hazırlıyor.
İçerisinde bulunduğumuz modern çağ,hayatımızı kolaylaştıran yeniliklerle beraber değişen yaşam koşullarıyla birlikte bazı hastalıklar açısından da risk getiriyor.Yaşamımızda yerini alan konfor,daha az çaba göstererek daha çok iş yapmamızı sağlarken,kimi zaman bedenlerimiz bu gelişime karşı tepki gösteriyor.Yeni yüzyılın daha az hareket,uzun süreli ve yorucu çalışma saatleri,dengesiz beslenme,stres gibi olumsuz getirilerinin etkilediği organlardan birisi de Midemiz…Günümüzde artık daha çok insan mide rahatsızlıkları nedeniyle uzmanlara başvuruyor.Özel Avusturya Sen Jorj Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meral KAYAHAN’a çalışanları etkileyen mide hastalıklarını sorduk.
Midemiz neden hastalanır ?
Uzun süreli, stresli, yorucu, mola vermeden saatlerce süren çalışmalar sebebiyle midemizde aşırı asit salgılanması oluşur. Aşırı stresin sebep olduğu yüksek asit salınımı ve diğer faktörler (baharatlı yiyecekler, alkol, kronik sigara kullanımı) nonbakteriel gastrite neden olabilir. Diğer sebep ise helicobacter pyloridir.
Ayaküstü beslenme alışkanlığı, gelişigüzel alınan ilaçlar (Aspirin, non-sterois anti enflamatuar ilaçlar), hijyenik kurallara uyulmadan hazırlanan gıdaları tüketmek (helicobacter pylori) ve stres mide hastalıklarının temel sebepleridir.
Bu karamsar tablodan en fazla payını alan midede gözlenen ağrılar, ekşime, yanma, şişkinlik, gaz, kramp, göğüs arkasında ağrı ve boğazda yanma ile ses kısıklığı en sık rastlanan belirtilerdir.

En sık görülen mide hastalıkları nelerdir?
En sık görülen mide hastalıkları Gastroözofageal Reflü (GÖFR) ve gastrittir. Bu iki hastalık birbirinden tamamen farklıdır. Gastrit kelime olarak midede oluşan inflamatuar (iltahabi, yangısal) süreçleri ifade etmektedir. Bakteriyel bir enfeksiyona veya tahrişe bağlı olarak gelişebilir. Helikobakter Pylori (HP) kronik gastritin en sık görülen nedenidir. HP ağız yoluyla alınarak mide mukozasına yerleşen ve burada gastrit olarak adlandırdığımız bir iltihap oluşturan spiral şeklinde bir bakteridir. Yaşlı popülasyonda daha fazla olmak üzere toplumumuzun yaklaşık %80’inin bu bakteri ile enfekte olduğu gözlenmiştir.
Ofis çalışanları daha çok hangi hastalık riskleri altında ?
Günümüzde ofis çalışanları arasında en sık görülen rahatsızlıklar gastrit, ülser, GORH, hipertansiyon, obezite, ateriyosklerotik ve depresyondur.
Çalışan kişiler midelerini nasıl koruyabilirler ?
Yaşam tarzlarında değişiklik yapmalılar. Eğer kişi obez ise ve özellikle karın çevresinde kilolar fazla ise öncelikle kilo vermesi sağlanıyor; düzenli egzersiz öneriliyor. Sigara alkol kullanımı, kahve gazlı içecekler ve baharatlı yağlı besinlerin tüketimi azaltılıyor. Hastanın yatak başını yükseltmesi yatmadan önce yemek yememesi, sıkı, dar giyecekler, korse ve kemerli pantolonlar kullanmamaları öneriliyor.
Çağın hastalığı olarak adlandırılan reflü neden oluşuyor,nasıl tedavi ediliyor ?
GÖRH ‘ı mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasıdır. Reflü, asitli mide içeriğinin yemek borusuna gelmesi ve uzun süre temas etmesiyle yemek borusunun asitten kendini koruma özelliğinin yok olmasından kaynaklanır. Mide asidik içeriğinin yemek borusuyla uzun süreli temas etmesiyle bu bölgede hasara yol açıyor ve yanma hissine yol açıyor. Yemek borusunun arkasında oluşan yanmanın yanı sıra ağıza gıdaların ve mide suyunun gelmesi kişiyi oldukça rahatsız ediyor.
Reflü mutlaka teşhis ve tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Aksi halde ciddi sorunlar ortaya çıkabilir. Günümüzde endoskopi ve diğer testlerin yaygınlaşması ile kolayca teşhis edilebilen bir hastalıktır.
Reflü şikayetleri olan hastalarda ilaç tedavisi çok önemli bir yer tutmaktadır. Asit baskılayıcı ilaçlar (proton pompa inhibitörleri), prokinetik ilaç tedavisi antiasit ilaçlar HP tespit edilen olgularda 10-14 günlük antibiotik tedavileri %80-85 oranında rahatlama sağlayabilmektedir.
Mide kanserlerinde riski arttıran faktörler nelerdir ?
Mide kanserinin görülmesinde beslenme alışkanlıkları önemli bir yer tutmaktadır. Ülkemizde mangal eti önemli bir yer tuttuğundan etin tuzlanması ve pişerken yanması kansere yol açabilir. Nitrit ve nitrit tuzları midede kanserojen etkiye yol açabilir. Gastrit ya da ülsere yol açan helicobacter pylori bakterisi kansere neden olabilmektedir. Bu bakterilerin tedavisi kanser riskini azaltır. Ayrıca kalıtsal faktörler, sigara ve alkol tüketimi de önemli rol oynamaktadır.

Bebek Sahibi Olma Adımları

Hamile kalmak istiyorsunuz ama endişeleriniz peşinizi bir türlü bırakmıyor.
Bilinçli hamile kalmak ve sağlıklı bir hamilelik dönemi geçirmek istiyorsanız bazı şeylere dikkat etmeniz gerekiyor.Uzmanlar dikkat etmeniz gereken bazı önemli noktaları şöyle sıralıyor;

Doğum Uzmanına Başvurun

Ayrıca hamile kalmadan önce bir doğum uzmanıyla görüşmek akılcı bir gebelik planı yapmak için önem taşır. Ancak gebeliklerin çoğu bebeğin anne karnındaki hayati önem taşıyan ilk haftaları geçtikten sonra ortaya çıkmaktadır. Oysa bu çok erken gebelik döneminde anne adayının sağlık durumu ve beslenme alışkanlıkları bebeğin büyümesini etkileyebilmektedir. Gebelik öncesi yapılacak yeterli bir sağlık değerlendirmesi anne adayının tüm gebeliği süresince faydalı olacaktır.

Açıklanamayan kısırlık için…

Çiftlerin büyük bir kısmında hamile kalamamanın nedenini açıklayacak sebepler bulunabilirken, yaklaşık yüzde 10-12′sinde herhangi bir sebep tespit edilemez. Bu çiftler açıklanamayan kısırlık olarak adlandırılırlar. Amerika’da özellikle kısırlık yaşayan hastalar düşünülerek, doğal yolla hamile kalmaya yardımcı olması amacıyla üretilmiş olan sperm dostu Preseed jel, artık TC. Sağlık Bakanlığı izini ile ülkemizde de bulunuyor.

Bu jel, sperm hücrelerine antioksidan desteği sağlayarak güçlendirip,
spermlerin yumurtaya doğru olan yolculuğunda önemli ölçüde fayda sağlayarak, doğal yolla hamile kalınmasına yardımcı oluyor.

Bu Testleri İhmal Yaptırmayı Etmeyin

Hamilelik öncesi yapılan doktor muayenesinde anne adayının yaşam ve yeme alışkanlıkları, sosyal durumu, aile hikayesi, sağlık durumu, olası genetik ve kronik hastalıklar, riskli hastalıklara karşı aşı durumu, sigara-alkol kullanımı ve çevresel faktörler araştırılır. Basit birtakım testlerle anne adayının sağlık durumu belirlenir. Adım adım anneliğe hazırlık Hamile kalmak istiyorsunuz ama endişeleriniz peşinizi bir türlü bırakmıyor. Bilinçli hamile kalmak ve sağlıklı bir hamilelik dönemi geçirmek istiyorsanız bazı şeylere dikkat etmeniz gerekiyor. İşte uzmanlardan tavsiyeler: Balık yiyen çocuk zeki oluyor İsveç’te yapılan bir araştırmaya göre, yeteri kadar balık yiyen çocukların zeka düzeyi daha yüksek oluyor. Göteborg Sahlgrenska Üniversitesi Hastanesi için yapılan araştırma sık sık balık yeme ile çocukların IQ’su arasında bir ilişki var. Buna göre, 15 yaşındaki 3927 çocuğun zekaları analiz edildi. Haftada en az 1 kez balık yiyen bu çocukların 3 yıl sonra IQ düzeyleri ölçüldü ve ortalama yüzde 7 yükseldiği ortaya çıktı. Haftada birden fazla yiyenlerde ise bu artış yüzde 12 civarındaydı.

Kilonuzu Kontrol Altında Tutun

Gebelik öncesi kilonun değerlendirilmesiyle vücut kitle indeksinin 19-25 arasında tutulması amaçlanmaktadır. Aşırı zayıf ya da kilolu olmanın gebelik döneminde bazı riskleri vardır. Çok zayıf olmak düşük, erken doğum ya da haftasına göre düşük doğum tartılı Bebek doğurma risklerini arttırırken obezite gebelik diyabeti, tansiyon hastalığı, iri Bebek risklerini arttıran bir durumdur.

Sağlıklı Besleme Şart !

Mümkünse gebelik öncesi dönemde sağlıklı beslenme alışkanlıkları edinin. Çok zayıf kadınlar 1-2 kilo almaya çalışırken kilolu anne adayları kendilerine uygun bir diyet programıyla kilo kaybetmeye çalışmalıdır. Fazla kilolar kalp yükünü arttırmaktadır. Bu da ilerleyen gebelik haftalarında anne adayının efor kapasitesini oldukça düşürür ve gebeliği sıkıntılı bir dönem haline getirir. Gebelikte diyet yapmak fetusun yeterli besin alamamasına sebep olabilir. Bir kadın günde ortalama 2000 kalori almalıdır. Anne adaylarının beslenme programlarında bol miktarda meyve ve sebze yer almalıdır. Tam tahıllı ürünler, koyu yeşil Yapraklı sebzelerde folik asit bol miktarda bulunmakla beraber gebelik planlayan kadının gebeliğinden bir ay öncesinde günde 0.4 miligram folik asit alması gereklidir.

Folik Asit Önemli

Folik asit gebeliğin çok erken döneminde nöral tüp defekti olarak adlandırdığımız fetal anormalliklerin ortaya çıkma riskini azaltmaktadır. Folik asitin bolca bulunduğu diğer besinler ise ıspanak, lahana, marul, şalgam, fasulye, portakal, çilektir…

Sigara ve Alkol’ü Hayatınızdan Çıkarın

Alkol ve sigaranın çok düşük miktarlarda bile alındığında bebekte problem yaratabileceği göz ardı edilmemelidir. Sadece anne adayını ve bebeği değil babayı da kötü şekilde etkileyecektir. Sadece sigaranın değil fotoğrafçılıkta kullanılan kimyasalların, solventlerin, kurşun ve civanın da fetus ve spermler üzerine zararlı etkileri olduğunu unutmamak gerekir.

Hamilelikte vitamin kullanımına dikkat!

Hamilelik süresince bol vitamin almak her zaman faydalı değildir. Gebelik döneminde düzgün bir beslenme alışkanlığı olan kadınlarda diğer vitaminlerin eksikliğinin görülmesi pek olası değildir. Ancak bir vitamin olmayan demir, gebeliğin üçüncü ayından itibaren gebede hızla tükenmeye başlar ve gebelikte haftalar geçtikçe anemi tablosu ortaya çıkar. Diyetle en çok demiri kırmızı et tüketerek alabiliriz ancak gebelikte sadece diyetsel demir yeterli değildir, dışarıdan ilaçlarla desteklenmelidir. Bu testler arasında kan sayımı, idrar tahlili, tiroid testi, HIV, hepatit, kızamıkçık, toxoplazma antikorları, pap smear sayılabilir. Gebeliğinden önce diyabet, kalp hastalığı, epilepsi, hipertansiyon ya da obezite gibi rahatsızlıkları bulunan anne adaylarının gebelikleri daha riskli geçebilir. Bu durumların önceden bilinmesi sayesinde yapılacak hazırlıklar ve çıkarılacak takip planı risklerin minimuma inmesini sağlayacaktır.

Kanal Tedavisi ile Dişiniz Çekilmesin

Çürük veya travma gibi nedenlerle dişin iç kısmında bulunan sinirinin iyileşemeyecek düzeyde zarar gördüğü durumlarda uygulanan kanal tedavisiyle dişlerinizi kurtarabilirsiniz.
Çürük veya travma gibi nedenlerle dişin iç kısmında bulunan sinirinin (pulpa) iyileşemeyecek düzeyde zarar gördüğü ya da öldüğü durumlarda uygulanan kanal tedavisi ile dişlerinizi kurtarabilirsiniz.

Diş Hekimi Cansın Özgür kanal tedavisi ile ilgili sorduğumuz soruları yanıtlıyor.

Bir diş neden kanal tedavisine ihtiyaç duyar?

Bir dişin kanal tedavisi ihtiyacı birçok nedenle oluşmakla birlikte, genel sebep diş çürükleri olarak bilinmektedir. Dişlerimizin içerisinde pulpa dediğimiz sinirler ve damarlardan oluşan bir oluşum vardır. Çürük veya dişte oluşan herhangi bir travma pulpa dokusunu da içine aldıysa, bu tip vakalarda kanal içerisinde oluşan bu durumu yok etmek için kanal tedavisine ihtiyaç duyulmaktadır.

Kanal tedavisi ihtiyacının kesinleşmesi için ne gerekir?

Kanal tedavisi ihtiyacının kesinleşmesi için, radyografi desteği ile yapılacak olan bir Diş Hekimi muayenesi gerekmektedir.

Peki kanal tedavisinde yapılan nedir?

Kanal tedavisi sırasında hekim olarak yaptığımız şey, en kaba tabirle ‘dişin sinirlerini almak’ değildir. Dişlerin içerisinde, bir veya daha çok kanal vardır. Bizim yaptığımız, bu kanalların öncelikle tespitidir. Sonrasında bu kanalların kökün ucuna kadar boşaltılması ve tamamen guta percha denen materyallerle doldurulması işlemidir. Her kanalın tamamen dolması bu uygulamanın en hassas noktasıdır.

Çok tatsız bir fenomen gibi duruyor… Hastalar bu sırada birşey hisseder mi?

Lokal anestezik maddelerdeki gelişmelerle ve iyi uygulanan bir anestezi tekniği ile hastaların herhangi bir Ağrı duyma olasıklıkları yoktur. Bu konuda korkacak birşey yoktur.

Peki sonrasında bir Ağrı olabilir mi?

Evet. Kanal tedavisini takiben birkaç gün süreyle nahoş bir his söz konusu olabilmektedir. Fakat bu sırada Ağrı kesici ilaçlarla bu tatsız durumu en hafif şekilde atlatmak mümkündür.

Kanal tedavisini takiben diş hemen kullanılabilir mi?

Kanal tedavisini takiben uygulanacak dolgu veya porselen uygulamaları ile diş hemen kullanılabilmektedir

Ne kadar stres o kadar bruksizm

Gün boyu şehir hayatı veya iş hayatına bağlı yaşanan stres, dengesiz beslenme alışkanlıkları, hareketsizlik uyku bozukluklarına neden olabiliyor.
Bu uyku bozukluklarından bir tanesi de gece uykuda diş sıkma olarak bilinen Bruksizm.Diş Hekimi Cansın Özgür bruksizm ile ilgili bir çok önemli noktanın altını çizdi…

Bruksizm gündüz ve/veya gece diş sıkma rahatsızlığıdır. Yapılan araştırmalar olgun insan nüfusunun %8’inin bu rahatsızlıktan muzdarip olduğunu ve etkilendiğini göstermektedir.

Bruksizmin oluşmasında bireyin duygu durumunun, genetik yatkınlığın, çiğneme düzlemindeki var olan veya sonradan oluşan problemlerin etkisinin büyüklüğü kanıtlanmıştır. Bu durum dişlerde aşınmalara, kırılmalara, çene, eklem ve kaslarda ağrılarına yol açmaktadır.

Bruksizm, yarattığı sorunlarla kendini belli etmektedir. Bunların başında, dişlerde sallanma, kas ağrısı, baş ağrısı, çene ekleminde (kulak önünde) ağrı, dişlerde kırılma, dişlerin çiğneme yüzeylerinde aşınmalar gelmektedir. Bu rahatsızlık her zaman masumane sebeplerle ortaya çıkmamaktadır. Bruksizm ile ilgili yapılan araştırmalarda alerjik çocukların üç kat daha fazla bruksizme yakalanma riski ortaya çıkmıştır. Bütün dişler çiğneme işlemini yapmak için ağzımızda bulunmaktadır. Fakat bruksizmdeki fark nedir de dişlerimiz aşınmakta, sallanmakta ve hatta kaybedilmektedir ! Bu sorunun cevabı aslında basit mekanik bilgilerden geçmektedir. Dişler gün içerisinde konuşurken, çiğneme yaparken, yutkunurken birbiri ile temas etmektedir. Bu süre bakıldığında saniyeler ve dakikalar ile ölçülmektedir. Fakat bir bruksizm hastası gün içerisinde, uyurken veya uyanıkken, saatlerce dişlerini sıkmakta ve bu dişlerinin yaratılışında dayanabileceğinden çok daha ciddi ve ağır bir travma oluşturmaktadır. Bu travma sadece dişler üzerinde değil, çene ekleminde ve çeneyi yönetmekte olan kaslarda oluşmaktadır. Bu proses bizi ömrümüz boyunca sıkıntısını çekeceğimiz bir sürece doğru sürüklemektedir.

Peki biz ne yaparak bu süreci aşabiliriz? Bu süreci aşmamız için yapmamız gereken çok ivedi olarak bir Diş Hekimine, özellikle de bu konu üzerine yoğunlaşmış bir Diş Hekimine muayene olmamız gerekmektedir. Sonrasında Hekimin tedavi planı içerisinde olan uygulamaları yapmamız gerekmektedir.

Bruksizmin tedavisi genel olarak “gece plağı” olarak bilinen ve çene yapımız içerisinde bulunan, bruksizmin şiddetine maruz kalan dişlerimizi, kaslarımızı ve her şeyden önemlisi eklemimizi korumaya yönelik bir kalkan gibi işlev gören yapıya denmektedir. Bu yapı şeffaf olup, hastadan alınan ölçüler ile kişiye özel olarak laboratuar ortamında uygulanan bir yapıdır. Laboratuarda oluşturulup hekimin eline geçen gece plağı hekim tarafından son süreci olan uyumlama işlemi yapılmaya hazır hale gelmektedir. Hastaya özel olarak uyumlanan plak hastanın dişlerini ve eklemini olması gereken konumda tutarak travmalara karşı korur. Plak yanında daha ileri olan vakalarda, medikasyon ve daha ileri cerrahi girişimler de uygulanabilmektedir. Fakat bu durumlara nadir rastlanmaktadır.
Sonuç olarak çok basit bir tedavisi olan bu büyük problemi ertelemeniz halinde, bu problemle ömür boyu yaşama olasılığını göze almakta olduğunuzu unutmamanız gerekmektedir

YEMEK SEÇEN ÇOCUĞUNUZU YOLA GETİRİN

Beslenme konusunda ailelerin karşılaştığı en ciddi problem çocuklarının yemek seçmesidir.
Çocuğunuz yemek seçiyorsa, ona sağlıklı ve dengeli bir beslenme alış­kanlığı kazandırmak oldukça güçleşecektir. Çocukların yemek seçmesini engellemek ve seçtiği besinleri yemesi için neler yapılabileceğini Beyoğlu Özel Avusturya Sen Jorj Hastanesi Diyetisyen Sema Mamak şöyle anlatıyor;

Çocukluk insan hayatında diğer tüm alışkanlıkların kazanıldığı gibi beslenme alışkanlığının da kazanıldığı en önemli dönemdir. Bu dönemi şekillendiren etmenlerin başında ebeveynlerinin sahip olduğu yaşam şekli, genetik özellikler ve çocuğun zaman geçirdiği sosyal çevre gelir. Bu dönemde çocuğun yeterli ve dengeli beslenmesi fiziksel ve ruhsal açıdan sağlıklı gelişmesinde çok önemli rol oynar. Doğal olarak çocukluk çağındaki bireyler beslenme alışkanlıklarını dengeli ve sağlıklı beslenmeye yönelik isteklerle düzenleyemezler. Çocukluk çağındaki bireyler ekseriyetle tatlı, şekerleme, cips, çikolata (genel olarak abur-cubur) gıdalara yönelik isteklerde bulunurlar. Çocuğun beslenme alışkanlığını düzenleyecek ve yerleştirecek olan en önemli etken yine ebeveyn olacaktır.

Peki çocuk, beslenmesiyle ilgili kararları vermeye ne zaman başlar? 24 ay- 5 yaş dönemi arasında tercihleri gelişir ve bunu ebeveyne ya da bakıcısına belli etmeye başlar. Bu dönem fiziksel gelişmede de kendi başına giyinme, çatal kaşık kullanma, daha hareketli olmak adına en aktif süreçtir. Bu süreci çoğunlukla evde geçiriyor ise anne baba, kardeş; okul, yuva ya da kreş gibi ebeveynin kontrolü olmayan bir yerde geçiriyor ise arkadaşlarının alışkanlıklarını benimser ve beslenme anlamında da gördüğü her detayı sahiplenir. Böylelikle besinlere karşı yönelimi, tercih etmesi ya da reddetmesi şekillenmeye başlar.

Yemeği seçme ve reddetme çocuklarda görülen en önemli beslenme sorunlarından biridir. Peki çocukların yemeği seçme ya da reddetme sorunu nerden kaynaklanır?

- Bebeklik döneminde beslenmesine özen gösterilmemesi. Özellikle emzirme döneminde anneden uzak kalarak geçirilmiş bir bebeklik, yeterince anne sütü tüketmemesi ya da çok tüketmesi beslenme alışkanlığının bozulmasında ilk basamaktır.
- Emzirme döneminden sonra ek gıda almaya başlayan bebeğin karışım halinde, mamasına eklenen besinlerin tadını ayrı ayrı alamayacak şekilde beslenmesi.
- Sık sık karşılaşılan bir durum olan annenin elinde kaşıkla çocuğun peşinde dolaşması şeklinde görülen yemek yedirmek için yapılan ısrar ve baskılar,
- Çocukların bu dönemde yemek yemekten daha önemli gördükleri şeylerin olması; özellikle dış dünyayı keşfetmek, sosyal ilişkiler kurmak, kendi özgürlüğünü geliştirmek, istediklerini yaptırmaya çalışmak, çevresinde gördüğü davranış ve tutumları taklit etmek, oyun oynamak, çevreyi ve bilmediği şeyleri öğrenmek, arkadaşlarıyla yarışmak
- Anemi, sindirim sistemi parazitleri, çiğnemesine yutmasına müsait olmayan besinler, acı ve ekşi tadın yoğun olduğu besinlerin besini yemekten vazgeçmeye ve dolaylı yollardan iştahsızlığa neden olması.
- Oyun oynadığı esnada, çizgi film izlerken ya da ilgisinin başka bir yerde olduğu anlarda yemek yemesi,
- Daha önce yediğinde kendisinde güzel izlenimler bırakmayan ya da sonradan rahatsızlık veren besinle yeniden karşılaşmak.
- Yemek masasında kendisine gösterilen ilginin dağıldığını fark etmek, ya da masa başında geçen olumsuz konuşmalar, çocuğun bu durumu silah olarak kullanması
- Yemek seçtiğinde ya da reddettiğinde anne babanın azarlaması, sinirlenmesi,
- Önüne konulan yemeğin sunumuna özen gösterilmemiş olması, karışık lezzetlerin bir arada olması,

ÇOCUĞUN SEÇTİĞİ BESİNLERLE ARASINI DÜZELTMEK İÇİN NE YAPILMALIDIR?

Bu noktada sorulacak ilk soru; yemek yemek tamamen çocuğun isteğine mi bırakılmalı yoksa ona hiç söz hakkı vermeden anne babanın kontrolünde mi olmalıdır?
Öncelikle yapılması gereken şey çocuğun artık kendi başına bir birey olduğu ve yemek yemenin de kendi kontrolü altında olmasını istediğini unutmamak. Ona ait bir tabak çatal kaşık bulundurmak. Aile sofrasında çocuk sandalyesinde ya da rahat hareket edebileceği şekilde oturmasını sağlamak.
Yemek seçmeyi engellemeye yönelik tedbirlerimizi şöyle sıralayabiliriz:
- Emzirme döneminde ek gıda olarak verilen besinlerin karışık değil teker teker verilmesi ve çocuğun her bir besinin tadına hakim olmasının sağlanması.
- Ve yine bu dönemde tadını bilmediği besinin kalmaması
- Tadını beğenmediği besini yemesi için zorlamamak
- Eğer yemek istemez işe yemeği önünden almak ve sonraki öğüne kadar hiçbir şey vermemek yemek seçmesini engellemede önemli rol oynar. Böyle bir durumda anne baba aç kalacak endişesiyle severek tükettiği başka bir besini vermemelidir.
- Alışveriş yaparken reddettiği besinle ilgili reyona gelindiğinde ondan fikir almak o anda alışverişi oyun haline getirmek, özellikle reddettiği sebze ya da meyveden 1-2 tanesini kendisinin sepete koymasına izin vermek
- Süt-yoğurt grubu besinleri tüketmek istemez ise süslü renkli bir bardakla servis edin, seveceği sütlü tatlılar hazırlayın, renkli kaşıklar, pipetler kullanın
- Tavuk yada kırmızı et ya da balığı büyük parçalar halinde tüketmeyi reddediyorsa kıyma halinde sevdiği başka bir besine ekleyerek tükettirmek , eti kıyma şekline getirip şekilli köfteler yapmak, makarna gibi sevdiği bir besin varsa makarnayı etin yanında süslemek için kullanmak ve bu sayede yedirmek,
- Sebze grubu besinleri yemeyi reddeder ise evde sıklıkla sebze yemeği pişirmek ailecek sofrada sebze tüketmek, çiğ sebzeyi şekiller vererek sevdiği çizgi film karakterlerine benzeterek dilimlemek, küçük parçalar halinde, çubuk şeklinde, halkalar şeklinde servis etmek, ve her ne şekilde olursa olsun tüketmemesi halinde çorbalarına makarnasına garnitür olarak eklemek.
- Meyveleri kendisinin seçmesini, beğenmesini sağlamak, hoş görünümlü meyve salataları yapmak böylece tüm meyveleri tatmasını sağlamak ve yine meyveleri kullanarak evde hoşlanacağı şekilde kekler hazırlamak,
- Yemediği bir besini tüketmesi karşılığında sevdiği başka bir besini ödül olarak göstermemek ve reddettiği besinleri anlayacağı dilde sağlığı için ne gibi faydaları var anlatmak.

Web